Paul Grilley’in en etkileyici benzetmelerinden biri öğrenme süreci ile ilgili.  Öğrenmenin ‘yapı kurmak’ gibi değil, ‘resmi daha detaylı göremeye başlamak’ gibi olduğunu anlattı. Flu olan bir resmi daha net görmeye başlamak, öğrenme yolculuğunu temsil ediyor.

Yıllardır, öğrencilerime ‘hisset’ diyerek yoga öğrettim. Yoga hocam Godfrey Devereux’un öğretisi yoganın ‘yapmak’ değil ‘olmak’ olduğuna dair. Bunun için de şu anda olduğun şeyi algılamak gerekiyor. Dolayısıyla ‘hisset’ emri.

Ancak eşim David Cornwell’in travma konusunda derinleşmesi ile ‘hisset’ emri, ‘tracking’ yani ‘değişen hisleri takip et’ oldu. Akışta olmak için tek bir hisse takılı kalmaktan ziyade hislerin değişip dönüşmesinin takibi çok önemli. Travma’da takılıp kalma eğilimi var. Yine kişi hissediyor ama anda kalamıyor, değişimle beraber olamıyor. Hala travmada.

Resmi biraz daha da net görmeye başladım: Fizyoterapist Görkem Dizdar ile paylaşımalar sırasında hareket ederken hissetmenin PROPİOSEPSİYON olduğunu öğrendim. Propiosepsyon’u altıncı duyu olarak tanımlayanlar var. Nasıl hissediyor peki? Bilemezsin çünkü bu duyuyu kapatmak mümkün değil. Bir nevi ‘ben’ hissi. Ancak bu his, zayıf olabiliyor. Görkem, sinir sistemi zorda çocuklara fizyoterapi uygularken propiosepsiyon olacak biçimde terapi uyguluyor. Yani egzersiz yaptırır gibi çalıştırmıyor. Tam o çocuğun algısının açık olduğu anı bekleyip elleri ile yavaşça yeni bir hareket sunuyor. Çocuğun uyanık ve farkında olması çok önemli ki sinir sistemi yeni bilgileri hazmetsin.

Bunu televizyonun önünde spor hareketleri yapmak ile nefese odaklı yavaş hareket etmekle karşılaştırabiliriz. Nefese odaklanmak nefesin ‘doğru’ olmasını gerektirdiği için değil, sadece algıyı açtığı için önemli. Yavaş olmak hızlı olmaktan daha iyi olduğu için değil (hayatta çok kez hızlı olmak bizi tehlikeden koruyor) sadece algıyı açtığı için araç olarak kullanılıyor. Görkem’in bebeği beklemesi gibi. Doğru zamanda hareketi yavaş yavaş uygulatıyor.

Ancak algıyı neye açıyoruz? Duygulara, aç ya da tok olduğumuza, nasıl pozda gözüktüğümüze mi? Bunların hepsi algı. Aynada nasıl gözüktüğünü fark etmek de, anda olmak değil mi?

Charles Bell 1826’da ‘kasların algısı’ndan bahsetti. Bell’e göre beyinden emirler kas’a giderken, kastan da beyin’e kasın durumu hakkında bilgi geriye gidiyor olmalı. Bedenden beyin’e bilgilerin bir şekilde aktarıldığına dair o yüzyılda çok atılımlar oldu. 1906’da Charles Scott Sherrington bu konuda bir devrim yaptı ve introsepsiyon, propiosepsiyon ve ekstrosepsiyon terimlerini kullandı. Ekstroseptörler beyin’e bedenin dışından gelen algıları aktarıyor. Gözler, kulaklar, ağız ve deriden. İntroseptörler iç organlar hakkında bilgi sunuyor. Propioseptörler kas, tendon ve eklemin uzayda yeri hakkında bilgi veriyor. Golgi tendonu (kasların aşırı esnemesini önleyen tendon) ve kas spindle’lardan bilgi, ciltten gelen uyarılar, kulaktaki denge ile harmanlanması ile propiosepsiyon oluşur.

Meditasyonda hareketsiz otururken farklı, ancak hareket halindeyken önemli olan, bedeni uzay içerisinde hissetmek ve eklemlerin, bağlayıcı dokuların ve dolayısıyla kasların durumunu algılamak.

Propiosepsiyonu zayıf biri eklemeninin ne yaptığını bilmeyebilir ya da hiç hissetmeyebilir. Gözlerin kapalı parmağını burnuna değdirmek gibi düşünebilirsiniz. Bedenin uzay içerisinde ne yaptığını algılıyor olması, eklemlerin pozisyonunu görmeden farkında olması gerekir. Yorgunken propiosepsiyon zayıflayabilir. Ya da migren ya da epilepsi sırasında.

Ancak herkeste genelde propiosepsiyon zayıflayabiliyor çünkü hep aynı hareketleri tekrarlıyoruz ve artık fark etmez hale geliyoruz. Bedenin bazı bölgelerinde hissizlik oluyor (travma) ya da beden uyum sağlıyor ve artık fark etmek zorunda olmuyor. Nasıl zamanla bir kokuyu fark etmemeye başlarız- işte beden de bu şekilde alışarak farkındalığını kaybedebiliyor.

Taze olmak, çocuk gibi açık bir algının olması, travmadan çıkmaya başlamak, alışkanlıkların ötesine geçmek- bütün bunlar propiosepsiyon odaklı bir yoga çalışmasının etkileri.

  1. Propiosepsiyon için ilk etapta ‘tekrar etmeden tekrar’ olmasının faydalı olduğunu Görkem Dizdar’dan öğrendim. Yani hep aynı yere ellerini yerleştirerek, aynı şekilde poza girip çıkarak bunu da zamanla otomatik yapmaya başlamak mümkün. Yeni bir alışkanlık oluşturup farkındalık olmadan, sırf eklemleri ‘yağlamak’ ve hareket kapasitesini kaybetmemek için yoga yapar hale gelebiliriz. Bu da çok faydalı, ancak propiosepsiyonun meyveleri başka.

2. Yavaş olmanın önemli olduğunu var sayabiliriz. Travma çözümlemede hareketler aşırı yavaş (oturduğun yerde başı çevirmek gibi) yaparken sinir sistemi üzerinde çalışma yapılır.

3. Nefes farkındalığının önemli olduğunu var sayabiliriz. Nefes ve yarattığı değişken hisler kadar bizi bedeni farketmeye davet eden az şey var! Binlerce yıldır süregelen en etkili meditasyon çalışmasını – nefes farkındalığını- yoga, hareket haline taşıyor. Nefesi hareket ile uyumlu yapmak ya da yapmamak önemli değil. Hatta nefes hareketten tamamiyle özgür akar. Ancak nefesin bedende yarattığı biçim değişikliği ve hisler propiosepsiyon için faydalı.

Bu üçlü ile hangi yoga pozları olursa olsun, hareketleri uygulamayı deneyin. Egzersiz olmaktan çıkıp farkındalık çalışması olmaya başlayabilir. Neyin farkındalığı? Bedenin uzay içerisindeki yerinin farkındalığı……Bakalım nasıl ‘hissedeceksiniz’?

Pin It on Pinterest

Haber Bültenine Ekle

Etkinliklerimiz hakkında bilgi almak için e-posta listemize kaydolun

Başarılı biçimde eklendiniz!