Meditasyona otur, her şey hallolacak…mı? 

Vipassana’ya ya da bir Zen meditasyonuna hatta bir yoga dersine katıldıysanız “meditasyona otur, olanla kal, ne kadar zor olursa olsun hareketsizce otur” cümlelerine aşina olabilirsiniz.

Bu geleneksel direktifleri uyguladığım pek çok meditasyon inzivasında bulundum. Ancak bu yaklaşımın artık miadını doldurduğu düşünülüyor. Sorun şu ki çoğu zaman öğrencinin kapasitesi, meditasyon anında deneyimlediklerinin üzerini bir çığ gibi örten kuvvetli duyguları, fiziksel duyumları ya da acı veren düşünceleri, anıları ve imajları kaldıramıyor.

Yine sıklıkla sonuç meditasyon yapan kişi için travma derecesinde sarsıcı olabiliyor. Aşağıdaki Vipassana ile ilgili alıntı travma uzmanı Laurence Heller’dan:

Vipassana kuvvetli bir araç ancak meditasyon yapan kişiyi, baş etmek için donanımı olmayan ızdırap verici ve sarsıcı durumlarla karşı karşıya getirme potansiyeline sahip. Meditasyon inzivaları sırasında kaygı yaşayan ve hissettikleri nedeniyle sarsılan pek çok kişiyle çalıştık. Travma ve bağlanma konularını ve bunların neticesinde sinir sistemi fonksiyonlarının altüst olmasını dikkate almayan kendini keşfetmeye yönelik her sistem uygulayıcılarını altüst etme ve travma oluşturma tehlikesini yaratır.

Eckhart Tolle’ün ana prensiplerinden biri geçmişte olan hiçbir şeyin bizi anda olmaktan alıkoyamayacağıdır. Teorik olarak doğru olmakla birlikte bu yönlendirme travma yaşamış olan ve belirgin sinir sistemi bozuklukları yaşayan kişiler için zararlı olabilir. 

Travma yaşamış olan kişiler – ki farklı derecelerde pek çoğumuz için geçerlidir – kimlikle ilgili konulara olduğu kadar sinir sistemi dengesizliklerine de hitap eden, zihinel süreçlere olduğu kadar bedensel süreçlere de odaklanan yaklaşımlara ihtiyaç duyarlar. Tolle’ün deyimiyle “şimdinin gücü”nü pek çok insan idrak eder ancak sinir sistemlerindeki bozukluk nedeniyle anda kalamazlar. Bu ideale ulaşamamak da travması olan kişinin kendini kötü hissetmesi için bir neden daha yaratır. (Healing Developmental Trauma Laurence Heller PHD).

Yıllar içerisinde yoga ve meditasyonun şifalı etkisini pek çok öğrencide gözlemledim ancak şunu da belirtmek gerekir ki yoga ve meditasyonun, uygulayıcılarının travmalarını canlandırma potansiyeli de vardır. Travma alanındaki ileri gelen uzmanlardan Bessel Van der Kolk, mutlu bebek pozunun pek çok kişi için pek de mutlu bebek pozu olmadığını yoga hocalarına hatırlatır.

Buna rağmen yoga ve meditasyon travma ve travma sonrası stresin tedavisinde oldukça etkili disiplinler olarak önerilir.

Uygulamaya yaklaşım oldukça önemlidir. Her şeyden önce öğrencilerin birbirlerinden farklı olduğunun bilincinde olup ona göre bir uygulama sunmak gerekir. Örneğin yoga stüdyolarında pek çok kişi aynı dersi alır ancak gerçekte herkese uygun tek bir ders yoktur. Aynı seriyi bir gupla uygulamanın pek çok faydası vardır ancak hoca öğrencilere o andaki hislerine göre pozu modifiye etme seçenekleri olduğunu hatırlatmalıdır. Kendi yoga derslerimde öğrencilere odanın içinde yalnızca kendileri varmış gibi uygulama yapmalarını, pozları duyumlara göre modifiye etmelerini, dinlenmeleri gerektiğinde dinlenmelerini ve bazı pozları hatta dersin bazı bölümlerini tamamen es geçmelerini daima hatırlatırım.

Meditasyon için öğrenciyi kendi hareketsizliği içinde desteklememiz gerekir ancak deneyimini ve uygulamasını ayarlamak için farklı yollar bulmasının uygun olduğunu hissetmesine olanak vermeliyiz. Oturarak meditasyon yapmak çok zorsa yürüyerek meditasyon yapmayı deneyin, otuz dakika çok uzunsa o zaman on dakikayı deneyin, eğer yürüyerek meditasyon yapmak zor geliyorsa vinyasayı deneyin ya da klasik müzik çalın. Önemli olan dış ortama, “şimdi ve burada”ya yeterli yönlendirmenin olduğu ve yavaşça içe dönmenin, içeride neler olduğunu, içerideki zorlayıcı duyumları, hisleri, anıları vs gözden geçirmenin mümkün olduğu bir nokta bulmak.

Yoga hocaları olarak oldukça ayrıcalıklı bir konuma sahibiz. Öğrencilerimizi kendi hayatlarında dengeyi bulma yolculuğunda destekleyebiliriz. Sinir sistemlerinin regüle olmasını destekleyebiliriz ve böylece kendi bedenlerinde deneyimledikleri duyumlar keyifli ve coşkulu olur, bu sayede anda kalabilirler ve zorlayıcı konular yüzeye çıktığında altüst olmadan baş edebilirler.

Hocalar için de öğrenciler için de bu devam eden bir süreçtir. Kendi içsel deneyimimin çoğunlukla sarsıcı olduğu bilinciyle bu bloğu yazıyorum ve her ne kadar uygunsuz olursa olsun ben de sinir sistemimi yatıştırmanın yollarını arıyorum. Benim başlıca yöntemlerim yemek ve alkol. Strese nasıl tepki verdiğimizin farkına varmak işe yarıyor, böylece hayatta bizi yönlendiren kuvvetli dalgaları anlamaya başlayabiliyor ve umuyorum ki dengeye gelmek için yeni, sağlıklı yollar bulabiliyoruz.

Pin It on Pinterest

Haber Bültenine Ekle

Etkinliklerimiz hakkında bilgi almak için e-posta listemize kaydolun

Başarılı biçimde eklendiniz!