Joseph Campbell, Mythos serilerinin bir bölümü olan Way to Illumination videosunda, Hint Çakra sistemi ya da enerji merkezleri bağlamında psişeyi* anlatır. Omurganın temelindeki örtülü enerji uyandığında – ki yoganın amacı budur – enerji omurga boyunca yukarı doğru yol alır. Her merkezde psişe dönüşüme uğrar.

Kişinin enerjisi birinci çakradayken psişe neredeyse hareketsizdir, yaşam sevinci çok azdır. Pozitif bir eylem olmadan tepkiseldir. Katıksız gerçek önünde diz çöken kişi, öznenin nesneyi etkilediğinin farkında değildir. Yani herşeyi ‘dışında’ zanneder ve kendi algısının algıladığı şeyi oluşturduğu bilincine varmamıştır. Bu boyuttaki sanat, deneyüstünde (transcendent) herhangi bir dönüm noktası ifade etmeyen duygusal natüralizmdir (doğalcılık). Bu çakranın imgesi ejderhadır, her ikisiyle de ne yapacağını bilmediği halde daima bakireyi (ikinci çakranın sembolü) ve altını (üçüncü çakranın sembolü) korur. Joe Campbell bu kişileri sürüngen olarak adlandırır! Egemen psikoloji Davranışçılıktır.

İkinci çakra Freud’un arenasıdır. Kuşlar, çiçekler, böcekler, her şey seksle ilgili hale gelir. Ve tabii ki seksle ilgili gerilimler de buradadır. Kişi, katıksız ikinci çakra deneyimi aracılığıyla ilahi olanın farkına varır, Dante’nin Beatrice’in farkına varması gibi.

Üçüncü çakra güç çakrasıdır. İmge olarak New York Wall Street’teki boğa heykelini kullandım. Freud, seksin esas dürtü olduğunu savundu, Adler ise gücün. Jung ortaya çıktı ve bazen biri bazen diğeridir, hepimizde her ikisi de var dedi. Bazen güç çakrası sekse boyun eğer ya da tam tersi söz konusudur. Spiritüel yolda en önemlisi üçüncü çakradır çünkü çakra sistemi boyunca yükselmeyi teşvik eder. Buradaki enerji fethetmek ve hakim olmak yönündedir. Bununla birlikte, kalp çakrasına ulaştığımızda fethetme ve sahip olma arzusunun biçim değiştirdiğini görürüz.

Dönüşüm, dördüncü çakra ya da kalp çakrası uyandığında meydana gelir. İlk üç çakra hayvansal çakralardır. Hayvanlar da emniyete sıkıca sarılırlar, güç savaşına girerler, soylarını devam ettirmek isterler. İnsanlar ilk üç çakrada yaşarken hayvanlar gibidir ve sosyal kanunlarla yönetilmeye ihtiyaç duyarlar. Tanrılarına, hayvansal yönlerine hizmet etmek amacıyla dua ederler. Tanrılarının ismi ne olursa olsun, sağlık, bolluk ve evlat için dua ederler. Jung, insanlığın çoğunun enerji olarak halen ilk üç çakrada olduğunu iddia etmiştir. Imge, Mara yani kötülükleri gören ve onları da tanıyan Japon bir Buddha resmi. Onun yerine Mevlana ya da İsa’nın kalbi kullanılabilirdi. Kalp çakrasına gelindiğinde spiritüel hayat gerçek anlamda ortaya çıkar. Daha aşağıdaki üç çakra enerjisi dönüşmeye başlar. Üçüncü çakradaki fethetme gücü içe döner. Beşinci çakradaki saldırgan enerji kişiyi ataleti davet eden alışkanlıklardan koparmak için içe döner.

Beşinci çakranın imgesi, kainata aşık Tanrı ya da kucaklaşma halindeki Shiva ve Shakti’dir.
 Dönüşüm meydana geldiğinde cinsellikle ilgili ikinci çakradaki şehvet, altıncı çakrada ya da üçüncü göz bölgesinde ilahi aşk haline gelir. Hindistan’da çok görülen birbirine sarılanların heykelleri ve resimleri aslında bu çakrayı temsil eder.

Altıncı çakrada kişi gerçeği açıkça görebilir. Örneğin Kopernik güneşin dünya etrafında dönmediğini gördü. Bu bilgiye güneşin doğduğunu ve battığını görerek hisleri aracılığıyla varmış olamaz. Bu içgörü altıncı çakrasındandı. Altıncı çakrada artık kişi en yüksek inanç ve ideallerini bırakır. En yüksek inançları, son engellerdir. Kopernik mantıksal düşüncenin ötesine geçti ve kendi zamanında kilise karşıtı ilan edildi. Hristiyan mistik Meister Eckhart der ki; en son veda hakikat için Tanrı’ya veda etmektir. Eckhart sapkın olmakla suçlanmış ve ölüme mahkûm edilmişti. Kali’nin kendi kafasını kesmesine eş değer bir Batı imgesi bilmiyorum. Bu kavramlar batılı zihinler için yeni. Joseph Campbell, Doğuda binlerce yılda oluşan birikimin ürünü olan çakra sistemini tamamıyla anlamanın mümkün olmadığını hatırlatır.
İşte altıncı çakranın psişesi – hakikat aşkına kanunların ve ahlak kurallarının ötesine geçmek. Buddha’nın ailesini bırakıp gitmesi, parayı ve statüyü terk etmesi de bu çakranın psişidir. Mevlana’nın Şems’e olan aşkı için soysal görevlerine son vermesi ve ailesini bırakıp gerçek arayışına düşmesi de buna benzer.

Yedinci çakra, zıtlıklar alanının ötesidir ve beden tamamıyla geride kalır. Deneyüstülük (Transcendance) meydana gelmiştir. Bundan böyle artık ikilik, Shiva ve Shakti, ben ve diğeri yoktur. Düşünce ötesidir çünkü düşünce zıtlıklar alemidir. 

Joe Campbell cehennemi aşağıdaki üç çakrada olmak şeklinde tanımlar. ‘Kendilerine takılıp kalmış’ insanlar. Cennet daha yukarıdaki çakralardadır. Oraya gelindiğinde kişinin tüm dilekleri gerçekleşmek üzereymiş gibi görünür. Hiç bir olgu artık kişisel değildir. Ne bir düşünce ne de bir his ne de bir olay. 90’lı yıllarda sergisine gittiğim Bill Viola’nın The Crossing videosu hem ilk çakranın hareketsizliğini ve takılmış halini hem de yedinci çakranın öteye geçişi temsil ettiğini hissetmiştim. Nitekim bu iki çakra birbiri ile ilişkilidir. Nasıl 2’nin enerjisi 6’e, 3’ün enerjisi 5’e dönüşürse 1 ve 7’nin yansımaları vardır.

Buradaki mesele çakra sisteminde yukarı doğru ilerlemek fakat günlük hayatı yaşamaya devam etmektir, bedeni bırakmak değil kapsamaktır. Günlük yaşamın bu dönüşümü her şeyi spiritüel bir oluş şeklinde algılamakla mümkündür. Örneğin yaşadığın ilişkiler, kendi içinin yansımasıdır. Düşmanın, aynı şeyin sadece karşıtı. Her şey Brahman. Kişi ilişkide, hatta düşmanında Brahman’ın farkına varırsa kendinin de Brahman olduğunu anlama yolundadır.

Nihayetinde Jung’un dediği gibi bizler de yalnızca ilk üç çakra seviyesinde olabiliriz. Sadece dualarınıza ve dileklerinize bir bakın.

*psişe: Jung ekolünde kişiliğin tümü psişe olarak adlandırılır. Latince kökenli olan bu sözcük, o dilde “ruh” anlamına gelirse de günümüzde daha çok “zihin” sözcüğünü karşılamaktadır. Psişe, bilinçli ya da bilinçdışı tüm duygu, düşünce ve davranışları içerir. İnsanın fiziksel ve toplumsal çevresine uyum göstermesini sağlar.