“Batılı ailelerin çoğunlukla erken bir yaşta yükledikleri tepki verme ve performans gösterme baskısından özgür olarak geleneksel Asyalı aileler genellikle çocuğun ‘boş’ bir alanda var olmalarına izni verirler. Bu şekilde var olmalarına izin verilen bu çocuklar, boşlukla (emptiness) çok daha rahat olabilirler, ki bunu burada yapılandırılmamış varoluş (unstructured being) olarak tanımlayabiliriz. Fakat sadece var olmak pahasına yapmayı, sahip olmayı ve başarmayı vurgulayan bizim kültürümüzde, boşluk oldukça tuhaf, tehditkâr ve korkutucu görünebilir. Var olmaya itibar etmeyen ya da değer vermeyen bir toplumda ya da ailede çocukların kendi ‘boşluklarını’ bir tür eksiklik, istenene uygun olmakta başarısızlık, yetersizlik ya da yoksunluk olarak yorumlaması kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden Batılı ego yapısı, kısmen kişinin varoluşunun açık ve yapılandırılmamış doğasının getirdiği endişeden kaynaklanan korkutucu eksiklik hissini savuşturmak için daha katı ve savunmacı bir biçimde oluşmuş gibi görünmektedir.”- John Welwood’, Toward Psychology of Awakening (Bilinçlenmenin Psikolojisine Doğru)

John Welwood, kesinlikle Asya kütürünü daha üstün görmüyor ve hatta daha ilerki yaşlarda çocuklara fazla baskı uygulandığını iddia ediyor. Ancak genel olarak beden yapılarına >baktığında bacak ve kalçalarında daha rahat oturduklarını gözlemliyor. ‘Hara’ yani hayat enerjisinin kaynaklandığı karın bölgeleri ile daha bağlantı halinde olduklarını gözlemliyor. ‘Oysa Batılılar, karşılaştırınca, üst bedenlerine daha odaklı oluyorlar ve alt bedenleri ile zayıf bağlantıları oluyor.’

Erken çocukluktaki ebeveynliğin iki esas unsurunu Winicott anlatıyor: sürekli duygusal bağlanma ve yapılandırılmamış varoluşta kalmak için varolma alanı. Neticede çocuklar daha >dengeli, köklü bir güven hissi ve esenlikle büyüme eğilimi gösterir. Buna Batı’da ‘ego gücü’ deriz ve modern Batılı insanların genelde muzdarip olduğu kendine yönelik nefret, güvensizlik ve sağlıksız benlik hissinin tam tersidir. Winnicott, ‘ Annenin talepkâr olmayan tavrı boşluk ve rahat yalnızlık tecübesine imkân tanıyor. Bu kapasitenin oluşması stabil bir kişliğin oluşumundaki en önemli faktör oluyor. Bu, çocuğa ‘var olmaya devam edebilme’ imkânını sağlıyor, bunun içinden spontan eylemler oluşabiliyor.’

Montessori ve Waldorf eğitim anlayışında çocuğa karışmadan bırakma ve yaptığı (bize göre anlamsız gelen) işini tamamlamasına izin verme anlayışı egemendir. Çocuğu eğlendirmek ve bir >aktiviteden diğerine dikkatini çekmek bunu bozar. Çocuğun boşluktan yarattığı inancı vardır, ve sürekli ‘eğlendirilen’ çocuk, kendi boşluğundan ve dolayısıyla spontan yaratıcı yönünden uzaklaştırılır.

Yogaya bu bilgileri uyarlarsak eylemin en ufak detayından duygusal halimize kadar sürekli yönlendirmenin aslında merkezden uzaklaştırdığını ve öğrenciyi hocaya bağımlı, güvensiz >bıraktığı kanısına varabiliriz. Bunca yıldan sonra hâlâ kendi pratiğimde güvensizliğin ve sanki ‘düzeltilme’ ihtiyacının esintilerini hissederim. Sanki bir doğru vardır ve onu yapmam gerekir, her ne kadar aksini bilsem ve öğretsem de. Batılı zihnime yogadaki yaygın tavır eklenmiş olsa gerek. Sanırım günümüz yoga tarzlarının Batı’da yaygınlaşmasının arkasındaki sebeplerden biri, bedene ve zihindeki tavra yönelik bir doğru/yanlış sunmalarıdır.

Ancak meditasyon bundan farklı. Meditasyonda o açıklık ve boşluk alanı çok çabuk beliriyor. Müthiş rahatsız edici oluyor, aynen John Welwood’un tarif ettiği gibi. O boşluk ile rahat >olabilme fırsatı, Batı zihni için meditasyonla oluşuyor. Hedefi olmayan, açık meditasyon ile.

Batılı zihnin egonun oluşturduğu savunmalarını bırakması, iç güveni güçsüz olduğu için bütün spiritüel çalışmalarına rağmen zor. O yüzden Welwood, Batılıların sadece spiritüel >pratiğe değil, onun yanında psikoloji yönünde araştırmaya devam etmelerini öneriyor.

Bu konuda Osho terapistlerinin yaklaşımlarını tavsiye ederim. Osho sadece yoga gibi Doğu zihin yapısı için geliştirilmiş uygulamaları önermezdi. Batılılar için farklı terapilerin ve >kontrolsüz, serbest hareket içeren meditasyonların da yapılmasını önerirdi. Dolayısıyla Osho terapistleri, iki yaklaşımın pratiğini özümsemiş kişiler oluyorlar.