İkicil düşünen biri için ‘Özgür irade var mı yok mu?’ sorusunun bir ucunda özgürlük, diğer ucunda mahkûmiyet yatar. Oysa o kadar basit değildir.

Yorumlarınızı en alta ekleyebilirsiniz.
İkicil düşünen biri için ‘Özgür irade var mı yok mu?’ sorusunun bir ucunda özgürlük, diğer ucunda mahkûmiyet yatar. Ayrı bir ego kendi kararlarını verebiliyor mu, yoksa başkası mı onun için karar veriyor şeklinde bir anlayıştır. Oysa durum daha kompleks ve geniş. Spiritüel metinlere güvenmeyen biriyseniz gelin bilim adamlarına başvuralım: Stephen Hawking’e göre özgür irade yok.

Stephen Hawking, Grand Design kitabında bizi bazı aşamalardan geçiriyor. ‘Insanların özgür iradeleri var mı? Varsa, evrim içerisinde ne zaman gelişti? Bakterilerde özgür irade var mı, yoksa sadece memeli hayvanlarda mı var? Belki bir şempanze muz yediği zaman özgür iradesini kullandı deriz, ya da bir kedi koltuğu tırmıkladığında, ya bir solucan? Her ne kadar biz kendi seçimlerimizi yaptığımızı hissetsek de, biyolojiye baktığımızda sürecin fizik ve kimya kuralları tarafından kontrol edildiğini görürüz. Sanki hayali bir özgür iradeye inanan biyolojik makineleriz.’

Mantık olarak bunu algılamak zor değil. Ancak biraz daha kavraması zor alanları da Hawking açıklıyor: ‘Her ne kadar insan davranışına doğa kurallarının hükmettiğini anlasak da, o kadar kompleks ve o kadar yönlü bir süreç gerekiyor ki davranışlarının sonuçlarını tahmin etmek tamamıyle imkânsız. Davranışlarının sonuçlarını bilebilmek için bin trilyon trilyon molekülün ilk öz halini bilmek ve bir de o sayıda förmül çözmek gerekir. Birkaç milyar yıl sürer. O yüzden ‘efektif teori’ kullanıyoruz. Yani insanları özgür iradeleri oldukarını varsayarak inceliyoruz. Ekonomi teorileri efektif teoridir, ancak hiçbiri tam işlemezler çünkü hiç bir zaman tam sonuçları bilemeyiz.’

Bunu kavramak da adeta zihin ile imkânsız: ‘Matematiksek teorilerin hiçbiri tek başına bütün evreni kapsamıyor. Herhangi bir teorinin diğer bir teorinden daha iyi olduğu da söylenemiyor. Kuantum teorisinde evrende tek bir varoluş ya da geçmiş yok, daha ziyade evrenin her türlü olasılığı her an mevcut. ‘

Ne kadar büyük, kompleks, tahmin etmesi imkânsız ve açık bir evrendeyiz. Advayta üstadı Ramesh Balsekar, Stephen Hawking’in anlattıklarını çok güzel özetliyor: Özgür irade sahte para gibi. İstediğini yap, ama kimse davranışlarının sonuçlarını kontrol edememiştir. Kimi zaman istenilen olur, kimi zaman tam tersi olur, bazen de bambaşka bir sonuç oluşur. Bu üç olasılıktan hangisi gerçekleşecek bilemeyiz. Bu açıdan özgür irade, sahte para gibidir! Bhagavad Gita’nın teması da aynıdır: Davran ama sonuçlara tutunma. Karma Yoga’nın özü, sonuç beklemeden yaşamaktır.

Kendi spiritüel pratiğimize baktığımızda sahte para basmaya yönelik bir çalışma mı, yoksa açıklığın ve kuantum sonsuzluğunun tadına varabileceğimiz bir çalışma mı yapıyoruz? Özgür iradeyi güçlendirmek üzere konsantrasyon ve kontrol pratikleri yapıyorsak boşa zaman harcıyoruz, hatta kendimizi yanıltıyoruz. Mitolog Joseph Campbell, spiritüel uygulamayı bizi ‘ötede’ olanla temasa geçiren pratik olarak tanımlıyor. Ötede olana kendi çıkarımız için müdahele etme pratiği değil! Çıkarınız dünya barışı olabilir, her türlü talep, aynı ego bilincini destekler. Ötede olan ile temas, Tias Little’ın dediği gibi bir şeyin ‘master’ı olmaktan ziyade ‘mystery’ yani gizemi keşfetmek yoga ya da meditasyon olmasına gerek yok. Hoşlandığınız herhangi bir yol olabilir, belki bu fiziktir, belki resim. Herkesin çocukken bu ‘teması’ sağlayabildiğini düşünüyorum. Aslında yakın bir histir, uzak bir hedefe ulaşmaktan ziyade. Hatırlayın bakalım.