Ken Wilber’ın video’su İngilizce olarak altta. İngilizce bilmeyenler için videodan alıntılar tercüme ediyorum:
Ken Wilber (ilk konuşmacı) ‘peak experience’ dediği uç tecrübelerden bahsediyor. Bu tarz tecrübeleri spiritüel pratik yapanlar yaşayabiliyor. Ancak bu uç tercrübeden sonra tekrar gündelik hayatı özümsemenin zorluğundan bahsediyor. ‘Uç tecrübe yaşayıp kurs bittikten üç hafta sonra, kursa gitmeden önceki halinizden daha da mutsuz olursunuz çünkü ‘ötede’ olanı görmüş olup aslında ne kadar mutsuz olduğunuzu fark edersiniz’ diyor. Bu hisse ‘dark night of the soul’ ya da ruhun karanlık gecesi denir. Peki niye böyle oluyor?
‘Her türlü içselleşme geleneği hep aynı yere varıyor: ‘Absorption in I AM.’ Ya da Var Olma’nın içinde bütünleşmek. Bu alanı yaşayıp, içinden çıkınca ne kadar geniş bir özgürlük alanı olduğu anlaşılıyor. I AM alanında kavram yok, harita yok, metaforlar yok. Ancak sonradan bu alanı nasıl anlayacaksın, anlatacaksın? İsa bilinci ile mi? Yoksa Budist kelimelerle mi? Hindu kavramları mı kullanacaksın? Kullandığımız yorumlama haritaları, neredeyse tecrübe kadar önemli oluyorlar çünkü tecrübenin tonunu, tadını veriyorlar. Tibet Budizm geleneğinde eğitimin yarısı entelektüel tartışmadan oluşur. Yaşadığın ‘boşluğu’ nasıl yorumladığın tercübeni o şekilde renklendirir. Özellikle hoca isen ve bunu anlatacaksan, haritalar çok önemli hale gelir.’

Ken Wilber’a göre yanlış haritalar seçilmiş durumda. ‘Çizilen modeller hatalı. Yanlış fizik ve popüler psikolojiye dayandırılan bir spiritüellik var. Belirli bir aşamadaysan kendi gelişiminde, uç tecrübeyi ancak o aşamada yorumlayabiliyorsun. Mesela bencil seviyesinde olan biri ‘boşluğu’ ve ‘ötede olan’ ile bütünleşme tecrübesini yaşadığında, ‘Ben yaşadım ve dolayısıyla elit biriyim’ olarak yorumlayabiliyor. Ne aşamada olduğunu bilmek ve yorumlayacak bir haritanın olması, neredeyse tecrübe kadar önemli oluyor. İyi bir haritan yoksa aşramdan ya da kurstan çıktığında gündelik hayata nasıl entegre edeceğini bilemiyorsun.’

Başka konuşmacı (33 dakika 41’de) Chögyam Trungpa’nın Spiritüel Maddiyatçılık kavramından bahsediyor. Her şeyi kendi çıkarımız için yoğurup maddi bir şekle sokmaya çalışmamızı anlatıyor. ‘Biri’ olmaya çalışıyoruz. ‘Her ne kadar öğretiler bize aslında bir ‘ben’ yok, zihin yok deseler de, biz o olmayan ben ve olmayan zihin olmaya çalışıyoruz! Kendi cenazende bulunmaya çalışmak gibi! Ay ne kadar iyi bir insandı, ne kadar hoştu, cenazemizde işitmek istiyoruz. Öyle olmaz işte. Ne zaman spiritüel uygulaman çok iyi hissediyorsa, o zaman yanlış giden bir şey var demektir. Bahsettikleri ‘bliss’ ya da coşku, kendi kişisel maddi coşkumuz değil, büyük coşkudur. Pratik, kendi küçük tatminimiz ile ilgili değildir. Tabii maddi dünyaya saygı var. Ancak her şeyi maddi hale getirmeye gerek yok. ‘

Tekrar Ken Wilber:

‘Bazen hocalar spiritüel olarak hakikati bilseler de her şeyi daha iyi bildiklerini sanmaya başlıyorlar. Suzy ile mi evleneyim, Rachel ile mi? Bunun cevabını vermeye başlıyorlar. Para, güç, cinsel ilişkilere karışmaya başlıyorlar ve herşey dağılıyor. O zaman da öğrenci hocayı gözünden düşürüyor ve dolayısıyla gerçekten de uzaklaşıyor.’