Budist meditasyon üstadı, şair ve hoca Chöngyam Trungpa’nın değerli kitabı Cutting Through Spiritual Materialism’den alıntı.

Bir şeyden zevk alıyorsak onu kaybetmekten korkarız; daha fazlası için çabalarız ya da zevki hapsetmeye çalışırız. Acı çekersek kaçmaya çalışırız. Sürekli tatminsizlik içerisindeyiz.

Bir şekilde hayatımızı öyle düzenleriz ki damak tadına varamayız. Sürekli bir kalabalık var, hep bir dahaki anın peşinde koşma hali hayatta sürekli bir arayış var.

Bir sürü insan ego’yu ızdıraplarının kaynağı olarak gördükleri için spiritüelliği egoyu yenmek ve yok etmek sanma hatasına düşüyorlar. Ego’nun ağır elini yok etmek için çabalıyorlar ama o çaba da sadece egonun bir ifadesi.

Dönüp duruyoruz, kendimizi ilerletme çabasında, ta ki kendimizi ilerletme hırsımızın asıl problemimiz olduğunu anlayana kadar. İçgörüler ancak çabamızda bir duraksama olduğunda oluşuyorlar, düşünmemeye çalışmayı bıraktığımızda, doğru ve dürüst düşüncelerin yanında durup kötü ve kirli düşüncelerin karşısında durmayı bıraktığımızda. Sadece düşüncenin doğasını görmeye izin verdiğimizde.

Ancak çabanın olmadığı zaman uyanık ve aklı başında bir tarafımız olduğunu fark etmeye başlıyoruz. Fakat bakıyoruz ki ‘teslim olmak’ ancak kısa aralıklarla olabiliyor. Biraz disiplin gerekiyor ‘sadece olmak’ için.

Meditasyon uygulaması trans haline gelme denemesi ya da bir nesne ile aklı dağıtma çalışması değil. Hem Hindistan hem de Tibet’te ‘konsantrasyon’ diyebileceğimiz bir tarz meditasyon gelişmiştir. Başka bir deyişle zihin belirli bir şeye odaklanır ki daha kolay kontrol edilsin ya da konsantrasyon oluşsun. Bunu yapınca kişi belirli derecede zihin sakinliğine ulaşıyor.

Konsantrasyon teknikleri her ne kadar öyle niyetlenmeseler de aslında ego güçlendiren tekniklerdir. Uzun dönemde bu tarz çalışmalar tehlikeli olur. Bu düşünce tarzı, hep gelecek üzerine odaklanmış olmak, egonun huyundan kaynaklanır. ‘Şöyle şöyle sonuçlar görmek isterim. İdeal bir teori ya da hayalim var ve onu harekete geçirmek isterim’. Bu beklenti yüzünden anın zekâsını, açıklığını ve duyarlılığını kaçırırız. İdeal hedef peşinde kör olmuş, hayran kalmış ve alt üst olmuş durumdayızdır.

Egonun rekabet kalitesi maddi dünyada bellidir. Milyoner olmak istiyorsan önce ‘psikolojik’ olarak milyoner olmaya çalışacaksın. Kendini milyoner olarak hayal edersin ve bu hedefe doğru çabalarsın. Kendini o yöne doğru itersin, başarsan da başarmasan da. Bu bir tarz göz bağı yaratır, anın duyarlılıklarına karşı kör oluruz çünkü hep gelecekte yaşar halde oluruz. Meditasyonda da aynı hatayı yapmak mümkün.

Meditasyonun gerçek pratiği an üzerinde kurulmuştur, şimdi üzerine. Bu durumla çalışırız, bu halimizle. Andaki halinizi fark ederseniz hiçbir şey kaçırmazsınız. Bu farkındalığı yaratmak için bazı teknikler kullanılabilir ancak bu teknikler sadece egonun dışına çıkmaya yarar. Teknik vermek bir çocuğa oyuncak vermek gibidir. Çocuk büyüyünce oyuncak atılır. Bu arada teknik sabrı öğretmek ve spiritüel bir tecrübe peşinden koşmayı bırakmak içindir.

Kendini meditasyon pratiğine itmek zorunda değilsin, sadece olana bırak. Bu şekilde pratik yaparsan alan ve havalanma otomatik olarak gelir, Buda doğası ya da saf zekâ kargaşa içerisinden ifade edilmeye başlar.

Yavaş ve detay, sadeceliğin keskinliği içerisinde. Herhangi bir eylem basit olursa onun keskin duyarlılığını fark etmeye başlarsınız. hayatımızın her alanının güzel ve anlamlı olduğunu anlamaya başlarız.

Bir bardağa çay dökersenız, kolunuzun uzandığını, elinizin fincana değdiğini, kaldırıp döktüğünüzü fark edersiniz. Sonunda çay bardağa dokunur ve doldurur, dökme sona erer. Çaydanlığı tekrar yerleştirirsiniz, aynı bir Japon Çay Seremonisi’nde olduğu gibi. Her eylemin saygınlığı mevcut.

Bu tarz duyarlılığın oluşmasına ‘samatha’ meditasyon denir. Buda, köylü bir kadına bu tarz farkındalığı öğretir. Kuyudan su çekerken ellerinin ve kollarının tam hareketini fark etmesini sağlar. Bu tarz pratik, eylem içerisinde anı fark etmemizi sağlar, o yüzden ‘samatha’ ya da huzur denir. her anın ‘şimdi’liğini fark edebildiğinizde açıklık ve huzur dışında bir şeye artık yer yoktur.