Çocukluk Cinsel İstismarının Etkisi – Tercüman Burcu Çelebi Öziş

Richard Boyd, Zihin Beden Psikoterapisti                             Energetics Institute, Perth, Batı Avustralya

Telif Hakkı 2010

GİRİŞ

Batı toplumu, rapor edilen çocukluk cinsel istismarının epidemi boyutuna ulaştığı bir süreçten geçiyor. Çeşitli yazarlar bunu farklı sebeplere bağlıyor; cinsel istismarın bahis konusu olmasının getirdiği stigmanın ve utancın ortadan kalkması, mağdurlar açısından iyileştirilen politikalar ve hukuki yaptırım tedbirleri, basının konuya olan ilgisi, böyle bir istismarın ciddiyetinin farkında olan ve bunu kabul eden çocuk gelişim psikolojisi modellerinin gelişmesi, bu tür bir istismarın mağduru olan ve yüksek oranda temsil edilen kadınların ve çocukların seslerini yükseltmesi ve haklarını talep etmesi.

Çocukluk cinsel istismarı, yakınlık derecesi ne olursa olsun bir çocuk ile yetişkinin arasında cinsel faaliyetin olduğu çocukluk dönemindeki ensesti de içerir. Sembolik ilişki ensesti (amca/dayı-yeğen, üvey ebeveyn ve bakmakla yükümlü olduğu çocuk, öğretmen-öğrenci, din adamı-çocuk) de bu kapsama dahildir. Günümüzde cinsel istismar daha açık bir şekilde tartışılmakta, çocuklarla iletişim halinde olan klinik tedavi uzmanlarının ve profesörlerin zorunlu bildirimini gerektirmekte ve toplum içinde nesiller boyu süren etkilere sahip önemli bir konu olarak kabul görmektedir.

Avustralya’da konunun bir tabu olduğu 1960’lardan bu yana ensest ve cinsel istismarla ilgili tutumda değişiklikler oldu. Sosyal haklar hareketi ve kadın hakları alanındaki özgürleşmeler bu bakımdan destek oluşturdu. Avustralya daha fazla çok kültürlü olup ensest, kadın sünneti ve genel olarak kadınlara olan davranış şeklinin tartışma ve tepki yarattığı kültürlerden göçmen ve mülteci kabul ettikçe de tartışmalar ortaya çıktı.

Aynı zamanda hukuk ve sağlık politikalarında, sosyal politikalarda cinsel istismar ve ensest konusunu daha iyi ele alma yönünde gelişmeler oldu. Bunu takiben halk sağlığı ve ruh sağlığı uzmanlık alanlarında soruna yönelik daha fazla farkındalık ve hazır bulunma gerçekleşti. Tedavi modellerinde de ilerleme kaydedilmesi, çocukluk cinsel istismarının sonuçları, olumsuzlukları ve etkilerinin daha iyi anlaşılmasıyla sonuçlandı.

Callaghan’a göre (2002), çocukluk cinsel istismarı en kötü travma biçimlerinden biri olarak nitelendiriliyor ve etkileri, uzun vadeli belirtileri ve bulgularının Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (DSM-IV) olarak bilinen psikiyatri referans kitabında belgelendirilen geniş bir yelpazedeki durumları kapsadığı görülüyor.

Cinsel istismar, çocuk mağdurun masumiyetini kelimenin tam anlamıyla yağmaladığı, gelişen ego yapısını ve benlik hissini ciddi şekilde sekteye uğrattığı ve sonrasında yetişkin olarak faaliyet gösterme, kendisiyle ve başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurma becerisini tahrif edeceğinden “ruh katli” (soul murder) olarak nitelendiriliyor.

Bir çocuğun güvende olma, rehberlik, sevginin ve fiziksel/ruhsal beslenmenin uygun bir şekilde aktarılması bakımından tamamen yetişkinlere bağımlı olduğu göz önünde tutulursa bu savunmasız grubun nasıl hedef alınıp istismar edilebileceği açıkça görülebilir.

Çocukluk dönemindeki cinsel istismara dair artan bilinçli farkındalığın ve sonrasında bu vakaların rapor edilmesindeki artışın nedenlerinden bağımsız olarak, gerek Avustralya (Hunt ve çalışma arkadaşları: 1995) gerekse Amerika’daki (Bagley ve King: 1990) birçok çalışma gösteriyor ki her 5 kadından 1’i 18 yaşından önce kendilerinden en az 5 yaş büyük kişiler tarafından en az bir istenmeyen cinsel temas vakası bildiriyor. Bu çalışmada 10 erkekten 1’i aynı neticeyi bildiriyor. Cinsel istismar tüm demografik, sosyo ekonomik ve coğrafi göstergeleri kapsarken bulgular çocukluk dönemindeki cinsel istismarın en yaygın aile içinde meydana geldiği yönünde.

Amerika’daki çalışmalar 20 erkek çocuğundan 1’inin aynı şekilde istismarla karşılaşabildiğini gösteriyor. Amerika’daki çalışmalarda biyolojik babalar istismar kaynağının %2’sini oluşturmaktayken daha küçük ölçekte araştırmaya sahip Avustralya’da rakamlar %10 civarında. Amerika’daki çalışmada istismar kaynağının %17’sini üvey babalar oluştururken Avustralya’daki çalışmada (tam olarak bire bir karşılaştırma olmasa da) üvey baba/geleneksel aile üyelerinden biri için bu rakam %36’yı bulmakta.

Çocukluk dönemi cinsel istismarı toplumun tüm demografilerini, sosyo ekonomik gruplarını, dini gruplarını ve coğrafi göstergelerini kapsıyor görünse de din adamları, doktorlar, öğretmenler, bakıcılar, gönüllü ve gençlik grubu çalışanları istismar ortamı olarak ve istismar senaryolarının dışa vurulduğu alanlar olarak yüksek orana sahip.

Çocukluk döneminde cinsel istismara uğramış ve bunu atlatmış bir yetişkin herhangi bir biçimde kategorize edilemez, bu durumda işleyen karmaşık dinamikler ve derin bir travma da öyle. Genel anlamda böyle bir istismarın ardından yetişkin, hayata karşı olağan iki duruştan birini sergileyecektir, ya yıkılacak ya da istismarın üstesinden gelmeye çabalayacaktır. Yıkılmanın sonucu, hayatının bir ya da daha fazla alanında işlevsel olmasını engelleyen ve kolaylıkla fark edilen belirtiler ve sorunlara sahip, sıklıkla depresif, bağımlı ya da mağdur karakterin eşlik ettiği ya da yaşamla başa çıkabilmek için devamlı medikal yardıma ihtiyaç duyan yetişkindir.

Kişinin “istismarın ve bunun getirdiği utancın üstesinden geldiği” ikinci sonuç ise kâğıt üzerinde istismarın travmasından ayrışan, hayatına devam eden, iş hayatında ve sosyal kurgularda bütüncül bir işlevi sürdürebilen ancak yakın ilişkilerde kabuğuna çekilen ya da öz değer problemleri yaşayan kişilerdir.

Her iki grubun da ortak bazı davranış ve baş etme mekanizmaları başka bir kişiyi bir şekilde istismar etme dürütüleri, promisküite (rastgele cinsel ilişki) ya da frijidite ya da her ikisi arasında gidip gelme, prostitüsyon (para karşılığı cinsel ilişki), alkol ya da madde bağımlılığı, intihar eğilimi ya da teşebbüsü, self mutilasyon (kendine zarar verme), istismar içeren ilişki içinde olmayı ya da ilişkide bulunmamayı içerebilir. Cinsel istismara uğramış çocuklarda hayatlarının ileriki dönemlerinde psikosomatik medikal bozukluklar görüldüğüne dair kanıtlar mevcuttur. Vaka geçmişlerinde görüldüğü üzere istismar mağdurlarında açıklanamayan pelvik ağrılar, huzursuz bağırsak sendromu, ektopik gebelik, endometriozis, pamukçuk, kandida, serviks kanseri ve kaşıntı/kızarıklık görülebilir.

Çocukluklarında istismara uğrayan yetişkinler genellikle ketumdur ve hakim olan duygu utançtır. Bunun nedeni genellikle çocukluktaki dinamikte istismarda bulunan yetişkinin, istismarın gizliliğini korumak ve üzerini örtmek için çocuğa karşı tehdit ve manipülasyon kullanmış olmasıdır. Çocuklar içgüdüsel olarak yetişkinlere güvenir ve işaretleri, gerçeği ve rehberliği sonrasında kendilerini istismar eden yetişkinden alırlar. Çocuk mağduru istismar eden kişinin sıkça kullandığı manipülasyon çocuğa birlikte oynadıkları “oyundan” keyif aldığı ve kendisine yapılanlardan sorumlu olduğu yönündedir.

Sıklıkla kullanılan bir diğer tehdit ise mağdur birine söylediği takdirde diğer ebeveynin ya da diğer kardeşlerin zarar göreceği ya da öldürüleceği ya da çocuğun suçlanacağı veya kimsenin kendisine inanmayacağıdır. Bazı istismarcılar çocuğun doğal merakı ve dokunma güdüsüyle oynar ve çocuğa fiziksel olarak zarar vermez. Bu durumda çocuk “bundan keyif aldığı” için suçluluk duyarak dolayısıyla sorumlu olduğunu düşünerek ya da olanlardan suçluluk ve utanç duyarak büyür. Bu da onları gizliliği korumaya bağlayacaktır.

İnsanlarda cinsel dürtüler beynin çok derinlerindedir ve beynin cinsel faaliyetlerle harekete geçen 2 ayrı haz merkezi vardır. İnsanlar çocukluk döneminde beyin gelişiminden itibaren yaşamları boyunca düzenli olarak cinsel dürtülere sahip olacaktır. Çocuklar kendilerine ait cinsel dürtülere sahiptir ve bu masum dürtüler etraflarındaki yetişkinler tarafından kontrol altında tutulmaz ya da çocuğu endişelendirmeden ya da utandırmadan uygun sınırlar çizilmezse çocuğu istismar riski altında bırakabilir.

Çocuklarda yetişkin cinselliği kavramı yoktur ve rıza gösteremezler. Cinsel istismara maruz kalan çocuk genellikle kendisine yapılanın yanlış olduğunu anlamaz ve kendisine yetişkin tarafından bunun normal ve doğal olduğu söylenebilir. Çocuklar çok çabuk güvenir ve şefkate ve onaylanmaya doğal bir ihtiyaç duyarlar. Çocuklar çoğunlukla “hayır” diyemez, “hayır” dese de itiraz edemez ve kendisine “hayır” demeleri gereken kişiden sevgi ve bakım gereksinimi olabilir.

Çocuklar yetişkinlerle güç dengesizliği içeren bir bağ içindedir ve bu nedenle istismar durumunda ve hayatlarının geri kalanında olanlar üzerinde çok az etkileri vardır. Çocuklar böyle bir durumda kapana kısılır çünkü kendilerine genellikle yetişkinlerin sözünü dinlemeleri, ebeveyne ve geniş aile bireylerine güvenmeleri ve emniyette olmak ve rehberlik için onlara başvurmaları öğretilir. Geniş aile üyeleri ebeveyn tarafından yeterince tanınmıyordur ancak yine de bu kişilere güven duyulur. Çocuklar bazen çekirdek aileyle sosyal ya da akrabalık ilişkileri olan güvenilir yetişkinlerin kurbanı olur.

Bir diğer değerlendirme de günümüz cinselleştirilen toplumunun yetişkin cinsel kimlikleri ve cinsel dürtüleri üzerindeki etkisidir. Günümüzde pornografinin her biçiminin tekrarlanma sıklığı ve reklamların, medyanın, erkek “yaşam tarzı dergilerinin” ve yetişkin olmanın tanımını yapan pazarlama mesajlarının “hafif porno”su sağlıksız cinselliği ve yetişkinlerde cinselliğe aşırı odaklanmayı körüklüyor.

Sinirbilim (neuroscience), beynimizin yetişkin davranışında seks bağımlılığı yaratan değişikliklere zemin hazırlayan bu tür pornografik ve cinselleştirilmiş içeriğe ve göresele aşırı derecede maruz kalmasının olası bağımlılık yaratan etkileri ve bu durumdaki sınırlar ve değerlendirmeler konusunda uyarıyor.

Sinirbilimciler ve Doidge (2008) gibi medikal uzmanlar, cinsel imajların ve pornografinin bu tür materyali kullanan yetişkinlerin beyninde zamanla tam anlamıyla bir değişime neden olduğunu söylüyor. Yetişkin suçluların cinsel istismar araştırması da cinsel istismarcılar ve pornografi bağımlılıkları arasında bir ilişki saptamıştır. Bu istismarcılardan bazılarının, sınırlarını çiğneyip bunu “eyleme dökerek” bir çocuğu istismar etmeden hemen önce çocuk ya da yetişkin pornografisinden ötürü heyecanlanmış, uyarılmış ya da tetiklenmiş olduğu görüldü.

Pornografi kullanımı pek çok yetişkinde seks ya da pornografi bağımlılığıyla neticeleniyor.  Bir bağımlının benimsediği maddeden ya da deneyimden ya da bunun zamanla değişiminden bağımsız olarak sinirbilim bağımlılıkların beyni nasıl etkilediği yönünde bazı kilit noktalar açığa çıkarıyor. Her bağımlı yoksunluk hissi yaşar çünkü plastik beyinleri maddeye ya da deneyime karşı duyarlı hale gelmiştir.

Artan duyarlılık hoşlanma ya da istek olmasa da yoksunluk hissinin armasıyla sonuçlanır ve bu nedenle pek çok bağımlı bundan hoşlanmadıkları ya da bunu istemedikleri zaman da “eyleme geçerler”. Bu durum alışkanlık tarafından “yönetilmeyi” doğurur ve aynı yerden utanç, suçluluk duygusu ve kendinden nefret etme doğar. Yanlış olduğunu bildikleri ya da hissettiklerinin üzerini örtme ihtiyacı ortaya çıkar.

İster gerçekten seks eylemini içersin ister pornografiyi ya da her ikisini birlikte, cinsel bağımlılıklar bağımlılık deneyiminin etkisini arttıran beyindeki iki ayrı haz merkezini harekete geçirme ilave etkisine sahiptir. Beyin çifte ödüle rağmen cezalandırma içermeyen bu sürece kolaylıkla bağımlı hale gelir. Beyin haritaları ya da sinir devre (neural circuit) yapıları gereği rekabetçidir ve aktif olanlar daha eski olan ve kullanılmayanları yok ederek ya da silerek bize neyin çekici geldiğini, bizde neyin cinsel istek uyandırdığını etkileyerek çevremize dair algımızı değiştirir.

Porno izlemenin beyin haritasında değişime yol açtığına inanılmaktadır; öncelikle ilişkideki eski sabit seks partnerleri porno ve yeni görsellere maruz kalan yeni beyin uyarılma haritalarıyla yer değiştirir. Dolayısıyla zamanla gerçek hayattaki cinsel partnerimize olan ilgimizi kaybedip bunu yerine pornoya odaklanırız.

Yetişkin bağımlının cinsel imajlarda daha genç kişilerin kullanıldığı daha fazla örnek bulması ve bu materyal tarafından uyarılmaya yönlendirilmesi olasılığı vardır. Beyin bu materyali kullanırken bağımlılığını sürdürmek için zamanla yenilik ya da uyarıcı unsurda artışa ihtiyaç duyar. Bazı yetişkinler bağımlılıkları uğruna gerçeklerini ve sınırlarını kaybeder, sonunda bağımlılık kendisini etkin bir biçimde “yönetir”. Eski bir Adsız Alkolikler (Alcoholics Anonymous) deyişiyle “kişi bir içki alır, içki kişiyi (esir) alır”.

Kişi bağımlılığına son vermeye çalıştığında artık beyinde değişmesi ve başkalaşması zaman alacak bir gerçeklik ve momentum vardır. Beyindeki bazı değişiklikler kalıcı olmuştur ve beynin plastisite özelliği tarafından kolayca değiştirilemeyebilir. Erkek beyni bu tür bir probleme karşı daha duyarlı olmak üzere evrilmiştir ve kadın beynine göre bağımlı olmaya daha yatkındır. Kadınlar çoğunlukla bu tür etkilere karşı direnç oluşturan farklı psikolojik ve duygusal bileşenleri muhafaza eder.

Çocuklarda cinsel içgüdülerin “esnekliğe” (plasticity) sahip olduğuna ve amaçlarının değiştirilebilme potansiyeli bulunduğuna ilk dikkat çeken isim Sigmund Freud olmuştur. Milton Eriksson (1985) gibi çocuk gelişim psikolojisi araştırmacılarının yanı sıra Malcolm Doidge (2008) gibi sinirbilim araştırmacılarının da açıkça ifade ettiği üzere çocuğun hayatında cinsel kimliğinin oluşumunu etkileyen kritik dönemler vardır. Bir yetişkinin derinden ve cinsellik içeren bir biçimde sevebilme yetisinin bebeklikte ebeveyne olan ilk tutkulu bağlanmadan başlayarak aşama aşama geliştiği ortaya konmuştur.

Çocuklarda cinsel istismarın travmalara ve bozukluklara neden olduğu ve çocuğun kimliğinin bu bölümünde ve sonrasında yetişkin olarak işlevselliğinde gelişim durmasının (developmental arrest) bir biçimine yol açtığı ortaya çıkarılmıştır. Çocukluk cinsel istismarı, çocukta o dönemdeki beyin gelişimini güçlü bir biçimde şekillendiren cinsel gelişimin kritik bir dönemini etkileyebilir, sonrasındaysa cinsellikle ilgili çekim alanları ve düşüncelerimizi şekillendirir. Beynimiz ve sinir sistemimiz bu tür bir istismardan etkilenir.

Cinsel istismar bir travma biçimi yaratır ancak maalesef çocuğun beyni tarafından bir bağlanma ve ilişki kurma biçimi olarak da kabul edilebilir ve daha sonra yetişkinlikte tekrar edebilir. Bu durum, yetişkinlikte tekrar sahnelenen senaryolar yaratarak yetişkinin farkında olmadan beyinde yatan asıl bozuk kurguyu temel alıp aşinalık ve “normallik” hisleriyle istismarcı partnerlere yakınlık duymasına yol açabilir.

Bunun yanı sıra kişide, istismarcı kişiye “benzeyen ya da onun gibi hissettiren” diğer yetişkinlerle karşı karşıya geldiğinde travmayı aktive eden aşırı uyarılma (tedirgin hipervijilans/aşırı uyanıklık durumu), donma/kapanma (hypo-arousal) durumlarının oluşmasına neden olabilir. Bunun sonucunda cinsel istismarın üstesinden gelen yetişkin kendi çocukluk cinsel istismarının etkilerini dışa vuracaktır.

Çocukluklarında cinsel istismara uğrayan yetişkinler üzerindeki bazı etkiler:

 

PSİKODİNAMİK ETKENLER

Çeşitli çocuk gelişim psikolojisi ekolleri çocuklukta ego ve kimlik gelişimi aşamaları ve yaklaşımları bakımından farklılık gösterir. Pek çok psikoloji ekolünün kabul ettiği üzere ego yapısı istismarın deneyimiyle dolu travma yaşamış biri yaşına uygun bilişsel ve gelişimsel seviyenin gerisindedir.

Cinsel ististmarın çocukluğun herhangi bir aşamasında gerçekleşebileceğinin farkındayız. Bu travmanın yetişkinin işlevselliğinde ve kimliğinde etkisi olacaktır. Çocukluk cinsel istismarının yetişkinlikte hemen göze çarpmayan ve daha yoğun sonuçlarının da dikkate alınması gerekir. Yazının devamı cinsel istismar dinamikleri ve çocuk ve sonrasında yetişkin üzerindeki etkilerini konu edinen başlıca ekollerden ana düşüncelerin çıkarımlarını özetlemektedir.

ENERJETİK VE DUYGUSAL İSTİSMAR

Cinsel istismarın psikoloji ve psikoterapi ekollerinin bazıları tarafından göz önünde bulundurulan, hemen fark edilmeyen versiyonları vardır. En göze çarpmayan seviyedeki cinsel istismar enerjetik seviyededir. Reich ekolünden terapistlerin ve bioenerji terapistlerinin 100 yıla yakın tekrarlayan danışan vaka çalışmalarında çocuğun psikolojik gelişiminin ödipal aşamasında etkili çocukluk dinamiği gözlemi  yapılmıştır (özellikle 2-5 yaş aralığında).

Bu dönemde çocuk cinsel kimliğinin farkına varır ve bu bilişsel farkındalığın çocuğun bedeni ve cinsel organlarına ilgi duyması ile bağlantılı olduğu görülür. Çocuk bu aşamada karşı cinsten bir yetişkine yakın olma ilkel biyolojik dürtüsüne sahiptir ve ebeveynin üzerine tırmanmak, cinsel organınıyla ebeveyne sürtünmek ya da cinsel organını göstermek gibi basit yollarla cinsel kimliğini ifade eder. Genellikle ebeveyn üç tepkiden birini verebilir. Çocuğu utandırabilir, çocuğu baştan çıkarabilir ya da çocuğu utandırmadan ve cinsel kimliğine zarar vermeden ustaca çocuğun dikkatini başka bir yere odaklayabilir. İlk iki tepki maharetsizcedir ve ebeveyn tarafından tam olarak anlaşılmasa da çocuğu travmatize edebilir.

Çocuk ebeveynden utanç verici bir tepki aldığında kimliğinin kusurlu olduğunu ya da cinsel kimliğini tamamen devre dışı bırakması gerektiğini düşünmeye başlar. Bu genellikle ebeveyn tarafından yok sayılmamak ya da bu parçalarının “kötü” olduğu dolayısıyla sahiplenilmemesi gerektiği ve böylece ebeveyn tarafından sevgi ve kabul görmeye devam edeceği varsayımıyla yapılır. Utandırma tepkileri sıklıkla dindar aile sistemlerinde ya da ebeveynin utanç bazlı cinsel kimliğinden ötürü – çocuğun cinsel dürtüleri umutsuzca sahiplenmemeye ve inkâr etmeye çalıştıkları kendi yetişkin dürtülerini tetiklemesin diye – çocuğunkini devre dışı bırakmak zorunda kaldığı ailelerde görülür. Bu istismarın etkisi utanç bazlı bir cinsel kimliğin oluşmasıdır ki bu da yetişkinlikte de kendini gösterecek, yetişkin vücuduyla, cinsel kimliğiyle ilgili utanç duygusuna sahip olacak ve ilişkilerde cinsel işlevsizlik yaşayacaktır.

Yetişkinin çocuğu baştan çıkardığı senaryo farklı seviyelerde gerçekleşebilir. Burada geçerli olan konu çocuğun yaklaştığı yetişkinin sağlıklı bir cinselliğinin olması ve bu yetişkinin başka bir yetişkinle keyif aldığı cinsel ilişkinin (eğer böyle bir ilişki varsa) doğasıdır. Anne-baba arasındaki ilişkinin zayıf olduğu durumda ya da çocuğun yöneldiği ebeveynin sisteminde cinsel gerginlik varsa yetişkinin cinsel enerjisindeki enerji kaymasının çocukta meydana gelmesi riski vardır.

Bu, çocuğun davranışlarının ya da ilgisinin yetişkinde cinsel dürtüleri tetiklemesinden – bu dürtüler yetişkin tarafından baskılansa dahi – ya da duygusal seviyede yetişkinin çocukla ilgili cinsel fanteziler kurmasından bedensel seviyede cinsel uyarılma hissetmesine kadar pek çok farklı şekilde gerçekleşebilir. Bazı fikir ekollerinde bunun çocuğun enerji alanına emilen ve çocuğun psikoseksüel sistemini bastıran bir enerji yükü oluşturduğu düşünülür.

Erken yaşta ebeveynin yetişkin bedeninin uygunsuz çıplak görüntüleri, ebeveynin ya da büyük kardeşlerin cinsel içerikli davranışları ve pornografinin çeşitli türlerine maruz kalınan aile ortamı da çocuğun cinsel gerginliğini, otonom sinir sistemi ya da psikoseksüel sistem üzerindeki yükü arttırabilir.

Etkileri şu şekilde olabilir; cinsel konulara düşkünlük ve diğer çocuklarla cinsel durumların uluorta sergilenmesi ya da erken yaşta aşırı derecede mastürbasyon veya karşı cinsten ebeveynle enerjetik ya da duygusal bir bağın oluşması. Burada yetişkinle çocuk arasında bir seviyede gizli bir anlaşma doğabilir ve ailede triangüler (üçlü) bir ilişki gelişebilir. Küçük kız babasının “küçük prensesi” ya da sırdaşı olabilir ve çocuk bu ilişkide özel ya da babasının üzerinde gücü olduğunu hisseder.

Aynı zamanda çocuk babasıyla arasında olduğunu algıladığı bu özel ilişkiden ötürü annesine karşı suçluluk ya da rekabet hisleri yaşayabilir. Çocuk ebeveynden biri tarafından özel hissettirildiği anlar yaşayabilir, sonrasında aynı ebeveyn ya da bu “özel” bağı kıskanan ya da bundan ötürü kızgınlık yaşayan diğer ebeveyn tarafından eleştirildiği, cezalandırıldığı, sıradan ya da güvensiz hissettirildiği anlar yaşayabilir. Çocuk bu belirsizliğe karşı tepki gösterecek ya da triangüler aile dinamiği içinde ebeveyni kontrol etmeye çalışacaktır.

İlk anda fark edilmeyen (subtle) cinsel istismarın bu şeklinin etkileri çocuğun yetişkinlikte aşağıdakilere eğilimli olmasına yol açabilir:

  • ilişkilerde kontrolü elde tutma ihtiyacı;
  • karşı cinsle kolaylıkla triangüler (üçlü) ilişki oluşturma;
  • kendi cinsiyetinden kişilere karşı kayıtsız kalma ya da saldırganlık;
  • sosyal kimliği içerisinde son derece baştan çıkarıcı ya da cinsellik odaklı olma;
  • birincil olarak yalnızca cinsel kimliği aracılığıyla bağlantı kurabildiğini fark etme;
  • başkalarını baştan çıkarıp terk etme ya da ihanet etme;
  • çocukluktaki triangüler (üçlü) ilişki dinaamiğini yeniden oluşturan ilişkiler kurma ya da karşı cinsten kişiler tarafından baştan çıkarılıp ihanete uğramaya devam etme.

Bu seviyedeki bir istismarın başka bir sonucu da çocuğun olası ilişki partnerlerinin ancak ulaşılması mümkün olmayacak kadar yüksek standartlara sahip birileri olacağına dair idealleştirilmiş bir görüşü olmasıdır. Genellikle tüm olası partnerler kendilerini baştan çıkaran karşı cinsten ebeveyni hatırlatacaktır ancak bu, normalde sürdürdüklerini anlayamayacakları, bilinçaltında işleyen bir dinamiktir.

Bu noktada olası partner de idealleştirilmiştir ancak kısa bir süre sonra reddedilecektir çünkü artık yetişkin olan çocuk, kendini baştan çıkaran ebeveynden başka biriyle ilişkisi olmasının çocukluğundaki özel ilişkiye ihanet etmek olduğuna dair bilinçaltı bir sezgiye sahiptir. Bu yetişkinler genellikle asla uygun bir eş bulamadıklarından yakınır, tek başlarına ve yalnız kalırlar ancak belirli bir dinamikle bağdaştıramadıkları, tanımlanamayan bir özlem ve melankoli hisleri taşırlar.

Duygusal ve enerjetik açıdan baştan çıkarılan çocuk, çocukluğunda ebeveynin sevgisini “kazanmak” için “sahte bir benlik” üzerinden yaşamaya zorlandığı, hakiki benliğini sahiplenmeyi bıraktığı ve bunun yerine genellikle sığ, mükemmeliyetçi, cinselleştirilmiş, sürekli kendini düşünen ve başkalarından ilgi bekleyen bir imajla yaşadığından aynı zamanda narsist de olabilir

FİZİKSEL CİNSEL İSTİSMAR

Çocukluk cinsel istismarının en ciddi biçimi dokunma, cinsel ön sevişme, cinsel birleşme teşebbüsü ya da gerçek cinsel birleşme gibi fiziksel etmenler olduğunda ortaya çıkar. Yukarıda tanımlanan dinamikler karşı cinsten olan yetişkin ebeveyne yaklaşan çocuk açısından sonrasında istismara geçit veren unsurlar olarak görülür. İnternete maruz kalmadaki artış da bu tür istismar için bir geçit oluşturur.

Bu senaryoda, yetişkin ebeveyn ya da failin cinsel açıdan bir “yarası” vardır, uygun sınırlara ve çocuk yakınlarındayken ortaya çıkan cinsel dürtüleri bastırmak için gereken öz denetime sahip değildir. Yetişkin, çocuğu istismar ederek kendi cinsel yarasını “dışa vurur” ve istismarcının kendisi de kişiliğinin biçimlendiği yıllarda istismara uğramış olabilir.

Bu tür bir istismarın genellikle tekrarlanma zorlanımı vardır; ortam uygun olduğunda, yetişkin yakalanana ya da bu istismarcı davranış biçimi nedeniyle yardım alma gibi bir müdahale olana kadar istismara devam edecektir. Yetişkin, istismar nedeniyle çocuğu etkin bir biçimde utandırdığı için genellikle bu istismarcı davranışın bir utanç yönü vardır, dolayısıyla çocuk mağdura sıklıkla çarpıtılmış bir inanç sistemi olarak kalan, istismarın suçluluk ve utanç duygusu gibi ayrı bir boyutu da vardır.

FİZİKSEL ÇOCUKLUK CİNSEL İSTİSMARININ GENEL PSİKODİNAMİK SONUÇLARI

Daha önce de belirtildiği üzere fiziksel cinsel istismarın en büyük ve geniş çaplı etkileri çocuk mağdur yetişkinliğe doğru ilerlerken görülür. Aşağıdaki paragraflar failin kimliğinden bağımsız olarak (ebeveyn, bakıcı, büyük kardeş ya da okul, kilise, etkinlik grubu, gündüz bakım evi gibi sosyal ortamlardaki belirli bir kişi vb. gibi) tekrarlanan çocukluk cinsel istismarının yaygın ve sıkça görülen sonuçlarını özetlemektedir (Ross:1995).

İSTİSMARCIYA BAĞLANMA

İstismardan kurtulan kişilerin muzdarip olduğu evrensel sorunlarından biri istismar failine karşı süregelen sadakat ve bağlılıktır. Bu problem şimdi açıklanacağı üzere hem kelime anlamıyla hem de enerjetik olarak dışa vurulur. Gerçek anlamda bu sorun ebeveynin ailedeki rolü ve gücüyle olduğu kadar istismar durumunun dinamikleriyle de ilişkilidir. İlk yönüyle ebeveyn çocuk için sevginin kaynağıdır ve sevgi çocuğun ana bağlılık gereksinimidir ve dolayısıyla çocuk karşılığında birazcık da olsa sevgi gördüğünü hissetse dahi istismara katlanacaktır.

Bunun sonucunda sonraları genellikle istismarcı ve yıkıcı ilişkilerde dışa vurulabilen, kendi kendini doğrulayan bilişsel bir hata ortaya çıkabilir; istismarı yaşamış yetişkin istismara rağmen sevgi alacağına inanır ya da gördüğü istismarı minimize eder ve istismarcı tarafından gerçekten sevildiği hissine odaklanır, istismarcıyı affeder ve yeniden bu yıkıcı döngüyü başlatan ilişkiye geri dönerek istismar içeren ilişkilerin içinde kalabilir. Bu olgu genellikle “hırpalanmış partner” (battered partner) sendromu olarak geçer.

Aynı konunun bir başka yönü de istismar edilen çocuğun kendisini doyuran, giyim kuşamını temin eden, eğitimini sağlayan, diğer taraftan makul ve sevgi dolu bir ebeveyn olan ve kendisiyle birlikte ailedeki diğer çocuklara başlarını sokacak bir ev temin eden yetişkin istismarcıya bağımlı olmasıdır. Çocuğun evi terk etme, muhtaç olmama ya da kendisini istismar eden ebeveyne bağımlı olmamama seçeneği yoktur.

Çocuk hem “iyi ebeveyni” hem de “kötü ebeveyni” temsil eden bu kişiye travmatik  bir biçimde bağlanmaya zorlanır, bunun sonucunda da ebeveyn çocuğun ilişki kurup içselleştirebileceği sağlıklı bir benlik yansıtamayacağından çocuğun kendi kimliği kırılmaya zorlanır. Çocuk genellikle dış gerçeklik bu olduğu için birbirinden ayrılamayan “iyiyi” ve de “kötüyü” içselleştirecektir ve bilinçaltında “kötü ebeveyni” bırakırsa “iyi ebeveyni” de kaybedeceğine dair bir korku gelişecektir.

Çocuk bu içsel kırılma ile yetişkinliğinde en uç durumda “iyi olma” ve kötü olma” kutuplarının bütünleşmediği ve fazlaca vurgulandığı “sınır (borderline) kişilik bozukluğu”nun bir türünü yaşayabilir.

İstismarı yaşayan kişiye iyinin ve kötünün bir arada olması normal hissettirdiğinden ve aslında bunun yokluğu normal hissettirmediğinden kişi yetişkinlikte de sıklıkla istismar içeren ilişkilerin içinde olur. Enerjetik olarak istismarı yaşayan kişi karşısındaki kişinin enerjisinin istismarcı ebeveyninkini yansıttığı ya da yeniden oluşturduğu ilişkilere çekilecektir ve terapide “iyi ebeveyn” ve “kötü ebeveynin” bir arada olma gerekliliğine dair yanılsamanın bilincine varana ve bunu kırana dek istismar yaşayan pek çok kişi cinsel açıdan işlevsiz ya da istismar içeren ilişkiler yaşamaktadır.

Aynı dinamiğin bir başka yönü de istismar yaşayan kişi “kötü babayı” eleştirmekle “iyi babayı” da reddedeceği inancıyla istismarcı ebeveynin hatırasını koruyabilir. İstismar mağdurlarının bazıları bu çelişkiden muzdariptir. İstismarın etkilerini ve kapsamını en aza indirgerler, ebeveyne ulaşamadıkları ölüm, boşanma, hapse atılma gibi durumlardan üzüntü duyarlar.

Burada travma bağı etkindir ve istismara uğrayan kişinin sadakatini ve durumun gizliliğini korumasını sağlar, kişi genellikle bir anlamda istismarcı ebeveynin yasını tutar. Terapi sırasında hem “iyi” hem de “kötü” ebeveyni kaybetme korkusuyla istismarcı ebeveyn irdelendiğinde savunmaya geçebilir

Aynı nedenden ötürü psikodinamik açıdan istismarcı ebeveyni reddetmek ya da ona öfkelenmek istemeyebilir. Terapist zamanla istismar failine bağlılık sorununu oluşturan ya da sürdüren bu bilişsel hatanın ya da içsel yapının üzerine eğilecektir.

İSTİSMARA BAĞIMLILIK ve TEKRARLANMA ZORLANIMI

Sinirbilim (neuroscience) göstermektedir ki insanlarda beden-zihin, cinsel ya da diğer şekilde istismar neticesinde travmayla baş etmek üzere koruyucu mekanizmalar geliştirebilir. Bu durumun ilk aşaması istismarcı dokunuşlar ve ihlalin otoerotik dürtüler yaratmasıyla cinsel istismarın kendisinin çocukta hazzı tetiklemesiyle beden seviyesinde oluşur

Cinsel istismar neticesinde korku hafif kalabilir ve çocuk cinsel uyarılma ve aynı zamanda özlem duyduğu ilgiyi hissedebilir. Bunun sonucunda da beynin cinsellikle ilgili 2 haz merkezi endorfin gibi çeşitli endojen opiatlar salgılayarak bedensel haz ya da bir çeşit sarhoşluk duyumu oluştururarak endişe ya da utanç döngüsü beden zihne hücum ettiğinde aynı deneyimi yeniden yaratmaya zemin hazırlar ve bağımlılık unsurunu ortaya çıkarabilir.

Bu deneyimin temeli lunaparktaki tren sürüşünden farklı değildir. Bu inişli çıkışlı tren sürüşü hem hafif bir korku, haz, çaresizlik hisleri yaratırken hem de adrenalin, endorfin salgılanmasını tetikler, böylece kişiye sürüşten sonra öföri (yoğun şekilde mutluluk ve iyi hissetme hali, euphoria) ve dikkat artımı (hypervigilance) hakim olur.

Deneyimin bağımlılık yönü çocukta kendini göstermeye başladıkça istismar edilen çocuk yetişkine istismarı “yeniden deneyimlemek” için yaklaşmaya başlayabilir. Çocuk, istismarın orijinal halinin yeniden oluşturulmasıyla cinsel istek duyabilir ve istismarcı tarafından “baştan çıkarıcı” ya da “yaramaz” olanın kendisi olduğu söylenebilir.

Çocuk bu seçimi kendisinin yapmadığını, ilgi ve sevgi ihtiyacına olan derin özlemi bu davranışın yerine koyduğunu ya da bedenin bağımlı fizikokimyasal süreçleriyle hareket ettiğini anlayamayarak suçu ve utancı üstlenmeye başlayabilir. Çocuk ya “kötü” ya da utançtan yoksun hissetmeye başlar

Çocuğun “kötü” hissettiği durumda doğal olarak istismardan çocuğun sorumlu olduğu ilave hatası vardır.  Çocuk bu noktada yetişkini baştan çıkardığı ancak aynı zamanda da diğer ebeveyne ihanet ettiği için suçlu olduğu yönünde bir inanç sistemine sahip olabilir. Çocuk kötü olma hissini daha derinden üstlenir, artık kötü hissetmez, kötüdür ve kötülük kimliği haline gelir.

Bir duyguyla bu derece özdeşleşmek ve bunun kimliğin temelini oluşturması psikiatrik “sınır (borderline) kişilik bozukluğu”nun temelini oluşturabilir. Aynı zamanda kendinden nefret etme, öz güveninin düşük olması gibi sonuçlar da doğurabilir. Böyle bir çocuk “kötü” olduğu için daha fazla cezalandırılması gerektiğine dair bir içsel inanç sistemine sahip olabilir. Bunun sonucunda da kesici aletlerle ya da yakarak kendine zarar verebilir, bir “kaza” geçmişi olabilir ya da cezalandırmanın yer aldığı cinsel deneyimler arayışında olabilir.

Çocukluğunda istismar yaşamış ve bu ilave hatayı da yapmış olan kişi bunu yetişkinliğinde cinsellikle dışa vurabilir, promisküite (rastgele cinsel ilişki) yaşayabilir ya da cinsel açıdan kendini tamamen kapatabilir veya inanç sistemindeki ikilemden ötürü kişiliğine eklenen muhtemel utanç döngüsüyle birlikte her iki süreci de yaşar. Bu inanç sistemi şu şekilde arz edebilir; “rastgele cinsel ilişki kötü hissettirir, ama kötü hissetmek iyi hissettirir ve sadece kötü kişiler bu yolla iyi olsa da iyi olmanın tek yolu kötü olmaktır”.

Promisküiteyi dışa vurmada gerçek bir rahatlama ve mutluluk olmadığı gibi ikilemin de ortadan kalkması söz konusu değildir ve böylece dışa vurum utanç ya da kötü hisler doğurduğunda genellikle kompulsif bir bağımlılık yönü oluşur ve kötü hisleri ortadan kaldırmak için yeniden harekete geçeriz. Bazı mağdurlar aynı hislerle baş etmek için bağımlılıklarını uyuşturucu, alkol, yemek, işle karıştırır. Kişi aslında “bağımlı karakter”dir ve koşullara ve elverişliliğe göre bağımlılık nesnesini değiştirebilir.

“Kötü” kişi yerine “utanç yoksunu” kişinin gelişimi yetişkinlikteki davranışlar ve inanç sistemleri açısından her zaman farklı ya da değişik değildir. Her iki durumda da istismara uğrayan çocuk bir seviyede cinsel kimliğini ve öz değerini ayıramamayı öğrenmiştir. Çocuk genellikle istismarla gerçek olaydan ayrışarak ve egoik korumacı fantazi dünyasına çekilerek baş edecektir.

İstismarla ilgili olarak gerçek çaresizlikle yüz yüze kalan çocuğun istismarın faili üzerinde gücü olduğu, onu kontrol ettiği ve failin “sevgi”sinden kaynaklı ilgisini kazanmak için diğer ebeveynle başarılı bir şekilde rekabet edebildiği ilüzyonunu oluşturması çok rastlanılan bir durumdur. Çocuk “ödül”, “prenses”, “özel” olmaya başlar ve failin manipülatif teşviklerinin, olumlu bildirimlerinin, özel ilgisinin, hediyelerinin ve diğer kardeşler hatta diğer ebeveyne olan ekstra ilgisinin eşlik ettiği bu çarpıtılmış rolü kabullenir.

Çocuk utancın üstesinden gelir ve cinsel kimliğin, kimliğinin özü olmasına dayalı, öz değerin cinsel iltimasla ilişkilendirildiği, yetişkin olarak karşı cinsten birileri tarafından cinsel anlamda arzulanmadan değersiz hissettiği sahte bir benlik yaratmaya başlar.

Başlangıçtaki güçsüz olma hisleriyle yeniden bağ kurmaya başlayarak gücünü ve öz değerini yeniden ileri sürebileceği başka bir cinsel fetih yapma kompulsif tekrar tepkisini benimser. Tekrarlama zorlanımı travma kurbanının kendini tekrar tekrar travmayı yaratan durumlara maruz bırakması ve sonuç vermeyecek “bu sefer doğru şekilde hareket etmesi”ni sağlayacak ve öz değerini geri kazanma çabasıdır.

Daha önce bahsi geçen ikilem düşüncesi genellikle “utanç yoksunu” modelin iç dinamikleridir. İkilem kendini “iyi çocuklar ebeveyne iyi hissettirirmekten hoşlanır, bu sayede kendileri de iyi hisseder, seks diğer ebeveyne kendini kötü hissettirir, bu yüzden çocuk da kötü hisseder, bu kötü hissin tedavisi özel ve güçlü olmak yani fail ile cinsel ilişkiye girmektir” şeklinde gösterir. Bu dinamikteki yetişkin, sahte güç hissini yetişkinlikteki hayatında tehlikeli partnerler ve durumlar aramak ve onları cinsel anlamda “denetim altına almak” yoluyla öz değerini ve gücünü kanıtlamak için kullanabilir.

Genellikle tekrarlanan cinsel dışa vurum ve sınırları mümkün olduğu kadar zorlamak ya da değerini kanıtlamak için son derece gelişmiş cinsel becerilere sahip olmak söz konusudur. Gerçekte istismar mağdurunun bilinçaltında değersiz hissetme ve bastırılmış çaresiz olma hisleri mevcuttur. Tekrarlanma zorlanımı genellikle cinsel faaliyetin istismarcı ve partnerin kendi cinsel yaralarının ve meselelerinin olduğu ilişki dinamiklerinde görülür.

Bu seviyede çocuk istismara dayalı faaliyetin gizli doğasının farkındaysa ya da “yanlış” olmasının bunu daha özel yaptığı hissine sahipse “yasaklı” ya da “karanlık” olma unsurunun da bir çekimi olabilir. Yetişkinlikte “elverişli” olmayan partnerleri baştan çıkarma dinamikleri içeren ilişkilere ya da rahipler gibi “yasaklı” kişilere çekilebilir veya “yasak” ya da “özel” unsurlar içeren ritüellere sahip cinsel uygulamaları, grup seksi ya da biseksüel uygulamaları tercih edebilir. Pornografiye eğilim de bu senaryoya dahildir.

AŞIRI UYARILMA DİKKAT ARTIMI (HYPERVIGILANCE) ve KONTROL ETME İHTİYACI

Çocuklukta istismara maruz kalmış pek çok yetişkin sürekli ve sabit bir dikkat artımı (hypervigilance) hissini rapor eder. Çocuk genellikle aile ortamında güvende hissetmez ve genelde başarısız bir çabayla cinsel istismara yol açacak durumları öngörme ve bundan kaçınma amacıyla dikkat artımı (hypervigilance) geliştirmek zorunda kalır.

Bedensel sezgilerin sürekli yüksek durumda olması çocuğun Otonom Sinir Sistemini “dövüş veya kaç” sempatik moduna sokar ve bu tetikte olma halinde bırakabilir. Gerçekte çocuğun yaşadığı Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun bir türüdür. Bunun sonucunda yetişkinlikte adrenalin sistemi problemleri, stres bozuklukları, psikosomatik hastalıklar ve rahatlayamama gibi psikosomatik rahatsızlıkar ortaya çıkabilir. Eğer istismar günün ya da gecenin belirli bir saatinde olduysa beden hafızası yıllar sonra aynı zamanda dikkat artımı (hypervigilance) ya da panik atak semptomları gösterebilir.

Çocuklukta istismar yaşayan kişiler çevrelerini güvenli hale getirmek için diğer insanları kontrol etmeye çalışabilirler. Kontrol etme genellikle çevrelerinin dikkat artımıyla taranmasıyla birlikte olur. Bu, klasik bir travma tepkisidir. Çocuklar tehditkâr ebeveyni, ebeveyne ebeveynlik yapma, ihtiyaçlarını ve bunun sonucunda istismarı öngörme bileşimiyle kontrol etmeyi öğreniler.

Çocuk, istismarcı ebeveyne normalde istismarcının başka bir partneri, genellikle de bu kişinin çocuğun diğer ebeveyni olduğu durumda “bağlanır”. Bu durum triangüler (üçgen) ilişki oluşturur. İstismar neticesinde çocuk “özel” hissediyor ya da istismara ilgi ya da çocuğun “sevgi” olarak algıladığı durum eşlik ediyorsa çocuk enerjetik ve duygusal olarak istismarcı ebeveynin partneriyle (genellikle diğer ebeveynle) rekabete girecektir.

Çocuk sihirli bir biçimde istismarcı ebeveynin partneri olması gerektiğine inanabilir ve gerçek partnerini kıskanabilir, ona karşı öfkeli ya da isyankâr olabilir ya da istismarcı ebeveynin ilgisini üzerinde tutmaya çalışabilir ki bu da yeni bir istismarı tetikler. Çocuk bu senaryodaki yetişkinlerin her ikisini de kontrol etmeye çalışabilir.

Çocuk, istismarcı ebeveynin “sevgisini” ve ilgisini kaybetmeden onunla güvende olmaya ve aynı zamanda istismarcı ile partneri arasında olabilecek gerçek mesafeyi kendi çıkarına kullanmaya çalışmaktadır. Bazı durumlarda çocukta kendisine gerçek ilgiyi, bakımı ve sevgiyi veren istismarcının partnerine karşı suçluluk oluşur.

Bu dinamikte büyüyen istismar mağduru yetişkinlikte partnerini ve ilişkiyi sürekli kontrol altında tutma ihtiyacı hissedeceği dinamiklere sahip ilişkilere girebilir. Partnerine tamamen teslim olmakta güçlük çekebilir ve partnerinin – çocukluğunda istismarcısının gerçek partneri olan – aynı cinsiyetten kişiler tarafından gördüğü her türlü ilgiyi kıskanabilir. Kendisine tanıdık gelen, içinde büyüdüğü dinamikleri yeniden oluşturmak adına ilişkisini triangüler (üçgen) hale getirebilir, ilişki dışında başka ilişkiler yaşayabilir ya da ilişkisi varken başka ilişkiler yaşayan partnerlere doğru çekilebilir ve böylece triangüler ilişki dinamiklerini yeniden oluşturur.

Normal koşullarda sinir sisteminde dikkat uyarımı (hypervigilance) hapsolduğundan kontrol ihtiyacı hayatının diğer alanlarına da yansıyacaktır. Diğerlerine kaygı verici ya da baştan çıkarıcı bir enerji yansıtan kişi her iki durumda da aşırı uyarılma ve endişe semptomlarıyla baş edebilmek için hareket ya da başarma halinde veya sürekli meşguliyet içinde olacaktır.

KURBANLARDA DONMA/KAPANMA (HYPO-AROUSAL) ve KENDİNİ KAPATMA

Bazı istismar mağdurları yetişkinlikte enerji düşüklüğü yaşadıkları, çöktükleri ve uyumak ya da saklanmak istedikleri çevreden geri çekildikleri ve kendilerini kapattıkları bir dönemi rapor eder. Bu tepki bir travma belirtisidir ve Otonom Sinir Sisteminin (genelde başarısızlıkla sonuçlanan) cinsel istismarın korkusundan ya da olası istismar durumlarından kaçınmak üzere hayatta kalma metodu olarak “donma” durumunu harekete geçirdiğini gösterir. Bu tepkide kurban çevresinden çekilme sürecini ve başka istismarlardan kaçınmayı vurgulamak için ayrışma ya da kırılma da yaşayabilir (Ogden:2008). Ogden(2008) tarafından belirtildiği üzere Lanius’un çalışmalarındaki istismar kurbanlarının üçte birinde donma/kapanma (hypo-arousal) görülmüştür.

Donma/kapanma (hypo-arousal) hafıza kaybı, motor becerilerde zayıflama, felç, duyu ve his kaybı, kafa karışıklığı durumları ve dikkat kaybına neden olabilir (Ogden:2008). Kurbanlar genellikle bedenlerinden ayrı olma hissi, bedenlerinin bazı bölümlerinde hissizlik ve pasif görünüm rapor eder.

Bu yaklaşım kişiyi gerektiği takdirde gardını almaktan alıkoyar ve etrafındaki herhangi biri için kolay bir av durumuna düşürdüğünden çevresi tarafından uygunsuz bir şekilde kullanılabilir. Bu tepki dikkat uyarımında olduğu gibi bedensel hislerin aşırı yüksek durumda olmasıyla tetiklenip harekete geçerek çocuğun Otonom Sinir Sistemini bu durumlardan ya da hallerden birine doğru aktifleştirir. Her iki hal de Travma Sonrası Stres Bozukluğu Sendromu belirtileri olarak görülür ve mağduru neyin tetiklediğine bağlı olarak ikisi birlikte bulunabilir ya da bağımsız olarak hareket edebilir.

Gerçek hayatta bu kişiler, tüm sistemleri bir tür şoka girdiğinden ve dış dünyaya dair dikkat yönelimleri geri çekildiği ve korumacı bir duruma geçtiğinden kabuğuna çekilen bir salyangoz misali “donakalabilir” ve kurban gibi davranabilirler.

BÖLÜNME ve KİMLİK ÇÖZÜLMESİ RAHATSIZLIĞI ya da ÇOKLU KİŞİLİK BOZUKLUĞU 

Çocukluk cinsel istismar mağdurlarında travmanın hafıza üzerinde çok derin etkileri olduğu görülür. Bu sorunun boyutu istismarın şiddet ve süresinin eşiğiyle bağlantılı görünmektedir. Mağdurların çocukluktaki anılarına dair kayıp dönemler, anıların kronolojisinde karışıklık, anının gerçekliğinden emin olamama vs. görülür. Bazı durumlarda çocuk introjeksiyon (içe-atım) olarak adlandırılan egoik bir savunmayla erken yaşta istismarla başa çıkmaya zorlanır. Burada istismarcının bölünmüş kişiliği (“iyi ebeveyn” ve “kötü ebeveyn”) çocuk tarafından içselleştirilir.

Çocuk kendi ego yapısında kendisini istismar eden yetişkinin bu bölünmüş parçalarını yansıtan bölünmeler geliştirmeye ve travma anılarını yeniden yaşamaktan korunmak için kendi üzerinde etkili olan yönlere dair anıları birincil bilincinden (primary consciousness) farklı bir yerde tutmaya başlar. Böylece “kötü” hisseden çocuk bu “kötü” olma hissiyle aşırı derecede özdeşleşmeye başlayabilir ve bir alt kişilik olarak içselleştirebilir. Bunun sonucunda da kutuplaşmış “iyi insan”, “kötü insan” bölünmesi ya da sınır kişilik (borderline personality) oluşabilir.

Çocukluk cinsel istismarının şiddetli formları psikoloji literatüründe daha önce Çoklu Kişilik Bozukluğu olarak tanımlanan Kimlik Çözülmesi Rahatsızlığı (DID-Dissociate Identity Disorder) oluşturabilir. Bu durumun klinik olarak Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı (DSM-IV) kapamında tanınması gerekip gerekmediği konusu tartışmalı olsa da şu anda kapsam dahilinde kabul edilmektedir.

Colin Ross’a gröe (1995) bu durumun temelinde çocuğun bir tür travma ya da şiddetli istismarla başa çıkabilmek için bir dizi alter kişilik geliştirmesi yatmaktadır. Bu noktada bazı yazarlar istismar anıları için tipik olarak 3 tür alt kişilik muhafazası ve her birine denk düşen bir “kişilik” olduğunu belirtir. Gözlemleri tarikat kökenli cinsel ve diğer türlü istismar ile örtüşebilir ancak burada dikkate alınmıştır.

Birinci alter kişilik “istismara uğrayan çocuk”tur ve travmatik anıları saklayan ya da tutan istismar mağdurunun karakteridir. İkincisi “zorba” alter kişiliğidir; çocuğun “kötü” ve istismarın sebebinin kendisi olduğunu, bunu hakettiğini, yetişkinden ziyade kendisinin baştan çıkarıcı olduğunu, baş belası olduğunu içerir ve bu kişilik “kötü” olduğu için cezalandırılmaya devam edilmesi gerektiğine inanır, bu nedenle yıkıcı davranışlar sergiler, cildini keser, yakar vs.

Tartışmalı da olsa bazı durumlarda üçüncü bir alter kişiliğe rastlanır; “içsel yardımcı” ya da koruyucu alter kişilik, kişiyi korumak adına hareket eder ve ilahi enerjiyi, melek arketiplerini ya da spiritüel varlıkları temsil edebilir ve bu kişilik aracılığıyla paranormal güçlere erişim kabiliyeti olma boyutu varmış gibi görünür.

Ross’a göre(1995), bu 3 tür alter kişiliğin konstelasyonu kişinin birincil kişiliğinin zihni ya da bilinci aracılığıyla işler ve kişi kendi içindeki bu alter kişiliklerden tamamen bihaber olabilir. Bu alter kişiliklerin terapi sırasında ya da günlük hayatta zaman zaman kişiyi “ele geçiriyor” gibi görünmektedir. Kişi bu anları bellek kaybı olarak deneyimler yani birincil bilinci bazen saatlerce neler olduğuna açıklama getiremez.

Görünüşe göre birincil bilinç “devre dışı” kalmakta ve bir ya da daha fazla alter kişilik “devreye girerek” kontrolü ele geçirmekte, kişi birincil bilinciyle bedeninin kontrolünü yeniden ele geçirmeden önce bir süre bu kişilik üzerinden yaşamaktadır. Bu bellek kaybı yaşama nedeniyle hüsrana uğrayan kişi için büyük bir karmaşa yaratabilir, kişi gardırobunda giymeyi asla hayal bile edemeyeceği yeni kıyafetler bulabilir, sigara ya da içki içtiğini, cinsel ilişkiye girdiğini ya da o süre zarfında kontrolü ele geçiren alter kişiliğin temel öğelerini temsil eden bir dizi olası senaryoyu yaşadığını fark edebilir.

Başkaları da bu davranış, tavır, tutum vs. değişikliklerinin farkına varabilir ve endişeye kapılabilir. Başka bir belirti, birincil bilincin farklı alter kişilikler – ki bunların gerçekte bir bilinci ve birincil bilincin dış dünyayı ne şekilde deneyimlediğine dair algısı olması sebebiyle – arasında geçen diyalogları zihninde gerçekten duyabilmesidir.

İstismar mağdurlarının istismarı pek çok “alter”leri ya da alt kişilikleri arasında bölüştürerek ya da bu kişiliklerde muhafaza ederek baş ettiklerine dair belgelenen vakalar bulunmaktadır. Bir Hollywood klasiği olan “Eve’in Üç Yüzü” filmi medikal uzmanlığın bu tür bir kişilik bozukluğuna dair açıklaması olmadığı bir dönemde bu gerçeği anlatmaktadır.

Maalesef istismar mağdurları vakalarında “sahte anılar” kavramı ve tartışması bu alanda gündeme gelmektedir. Tartışma burada yeniden ele alınmamaktadır ancak istismar mağdurlarının bölünmüş zihinlerinin “yeni” ya da mağdurla çalışan terapistin yaklaşımıyla birleşen mağdurun hassas doğasından ötürü terapist yönlendirmeli anılar geliştirdiği olasılığı etrafında dönmektedir.

 İSTİSMARA GEÇİT OLARAK İNTERNET

İstismar edilen çocukların görsellerini internet üzerinden kredi kartıyla satın alırken yakalanan Avustralyalı pedofillere karşı yakın geçmişte ve tekrarlanarak gerçekleşen başarılı baskınlar cinsel istismar ortamı olarak internet sorununun belirtisidir. Bu olaylar büyük ölçüdeki bir yeraltı hareketinin üzerindeki perdeyi kaldırmıştır.

Bu olaylardan biri Rus Mafyası’nın Belarus – ki bu internet resimlerini sunan şirket burada konumlanmıştı – gibi fakirleşmiş doğu Avrupa ülkelerinde yürüttüğü son derece organize fuhuş ve insan kaçakçılığı operasyonunu içermektedir. Kadınlar ve her iki cinsten çocuklar kaçırılarak ya da tuzağa düşürülerek kendilerini takas edene dek fotoğraflarını çeken ve istismar eden farklı genelevlere ve “sahip”lere satılmıştır (The Australian editorial: 2004).

Dünya çapında istismar videolarını ve fotoğraflarını değiş tokuş eden pedofillerin dünya çapında ve oldukça gizli yeraltı hareketi en az 40 yıldır süregelmektedir(WHO raporu: 2004). Bu grupların pek çoğunun tarikat, gençlik grupları, kiliseler ve bu etkinliklerine paravan olan farklı kurumlarla ilişkisi bulunmaktadır (Ross: 1995). İnternet bu grupların rahatlıkla istismar materyallerini değiş tokuş etmesine ve yeni kurbanlara sohbet odalarında takma isimlerle yaklaşabilmelerine olanak tanımıştır.

İnternetin ikincil bir etkisi de illegal pornografik içeriği herkesin erişimine açık olarak sunmasıdır. Meraklı yetişkinler ve çocuklar çocuk istismarını da ihtiva eden bu içeriğe erişebilmektedir. Bunun bazı yetişkinler ve gençleri kendi hayatlarında benzer durumlarda harekete geçirmede tetikleyici etkisi olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır (FBI raporu: 2003).

İnternetin nispeten anonim ortamı bu tür illegal materyale çok düşük tespit edilme riskiyle erişim sağlamaktadır. Ancak Belarus’taki örnekte olduğu gibi denetim takibi yapıldığında istismar içeren materyali satın alan kişiler kredi kartı detayları takip edilerek ele geçirilmiştir.

Cinsel istismarcı için internetin çok yönlü ve elle tutulamayan ortamı kişinin siber ortamda sanal gerçeklikler edinmesi ve bunları yanısıtması açısından oldukça elverişlidir. Kişi her zamankinden daha rahat bir biçimde sahte kimlikler oluşturup bunların arkasına saklanabilir, Facebook vb gibi sosyal ağlara üye olabilir ve bu kimlik üzerinden ilişki kurabilir. Aynı zamanda bu yeni arenadaki oyunu oynamayı pek çok kişiden daha iyi bilen çocuk istismarcısı için de yeni bir gizli takip alanıdır.

Bir web sitesi, Facebook hesabı, Twitter ya da U-tube hesabı açmak kolaydır. Dünyanın kim olduğumuza inanmasını istiyorsak o şekilde bir profil oluşturabiliriz. Buradan uzak ve gizli gerçekliğimizin güvencesiyle bağlantı kurmak isteyebiliriz. Sahte ya da oynanmış fotoğrafları kendi fotoğraflarımız olarak kullanabilir, cinsiyetimizi, yaşımızı, uyruğumuzu değiştirebilir hatta yepyeni ve bambaşka profiller oluşturup bunlar aracılığıyla başkalarıyla iletişime geçebiliriz. Bu özellikler yalnızca istismarcıları değil başkalarını da cezbetmekte ancak hiçbir şeyden şüphelenmeyen kurbanları çekmek için bir kamuflaj olarak da sıkça kullanılmaktadır.

Bu kandırmacanın klasik bir örneği pedofillerin interneti çocuk ya da genç gibi davranmak için kamuflaj olarak kullanmasıdır. Çocuklarla ya da gençlerle iletişime geçerek güvenlerini kazanır, kurbanla çevrimiçi iletişime geçerler (Interpol: 2009). Polis kuvvetlerinin bulgularına göre pedofiller yetişkin bir erkekle ya da kadınla iletişim halinde olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan genç kurbanlarla iletişime geçebilmektedir.

Pedofil kullanacağı dili, güncel “cool” trendleri ya da filmleri bilmekte ve kurbanı “arkadaşlığa” manipüle edebilmektedir (Interpol: 2009). Tuzak ya da gizli amaç iletişimin içeriğini yavaş yavaş cinselleştirerek bana fotoğrafını gönder ben de sana göndereyim oyunu oynamaya başlamaktır. Çocuk kendi fotoğrafını gönderir, pedofil başka bir çocuk kurbanın ya da herhangi bir yerden bulduğu başka bir çocuğun fotoğrafını gönderir, daha sonra çıplak fotoğraflar gönderme “oyunu” oynamayı önerir ve bu genelde gerçekleşir (Interpol: 2009).

Pedofil cinsel içerikli teması bu seviyede tutabilir ve kendisini başkalarıyla tanıştıracak yeni çocuk arkadaşı aracılığıyla – genellikle sonunda cinsel paylaşımlarda bulunan – “yeni üyeler” kazanmaya çalışabilir. Ancak pek çok pedofilin son oyunu çocuğu iletişime geçmek için cesaretlendirmek yönündedir ve hiçbir şeyden şüphelenmeyen çocuk, kaçırılma, tecavüz ya da istismarla karşılaşabilir.

Polis kuvvetlerinde şimdilerde pedofilleri kendi oyunlarında gafil avlayan siber polisler çalışmaktadır. Yetişkin polis memuru genellikle bir çocuk profili oluşturup bu kamuflajla internetteki sohbet odalarında, forumlarda ve Facebook’ta “takılmaya” başlamaktadır. Kendileriyle iletişime geçen kişilere çocuk olarak yanıt verip pedofilleri pusuya düşürmek için beklerler. Yetişkin şüpheliyle iletişime geçtiklerinde onun oyununu oynar, buluşmaya ikna olur ve zanlıya baskın düzenleyerek tutuklarlar. İnternetin sahte kimlik oluşturma ve pedofilleri kendi tuzaklarına düşürmedeki rolü bu denli güçlüdür.

Psikologlar, internet üzerinden tanışan ve internet üzerinde yaşayan, sosyalleşme becerileri ve gerçek kimlikleri sanal eşdeğerlerine aktarılan içe dönük insanlardan oluşan bir dünya yarattığımızı giderek daha sık gündeme getirmektedir. Bu durum bazı gençlerin ve yetişkinlerin fiziksel ve zihinsel sağlığını etkilemektedir. Etki altında kalanlarda geriçekilme semptomları da dahil olmak üzere akut bağımlılık belirtileri görülmektedir.

Bu gruptaki kişiler, kendi kimlikleri, gerçeklikleri ve sınırları sürekli internette çevrimiçi olmalarından ötürü ifşa edilmiş olduğundan internetteki saldırganlara karşı daha hassastır. Cinsel istismara uğrayan bazı insanlar gerçek hayattan el etek çekerek hayatlarını koruma sağladığını düşündükleri internet üzerinden sürdürmektedir. Gerçekte bu, ilk anda göründüğü kadar güvenli olmayabilir.

Yakın tarihli bir vakada polis tarafından yakalanan bir adamın iki düzineden fazla kadına kendini bir kadın olarak tanıtıp ayrıntılı ve karmaşık bir tezgâh ile kendisiyle cinsel ilişki kurmaya ikna etmiş olabileceği iddia edilmektedir (Gabrielle: 2010). Adam bir kadın profiliyle arkadaşlık sitelerinde ve sosyal ağlarda diğer kadınlarla arkadaşlık kurmuş, arkadaşlığı ilerlettikten sonra da kendisinin çok zengin bir iş adamıyla para karşılığında cinsel ilişkiye girdiği “sırrını” paylaşmıştır. İş adamıyla kendileriyle arkadaşlık kuran “kadının” aynı kişi olduğunu bilmeyen kadınları “bu adamla” cinsel ilişkiye girmek için buluşmaya ikna etmiş ve cinsel ilişki sonrası para alamayan kadınları bir de gizlice kameraya kaydetmiştir.

Toplumumuz aynı zamanda çocukları istismar eden yetişkinler konusunda ne yapılması gerektiğiyle ilgili bir sorunla karşı karşıyadır. Cinsel istismar faillerine cezai yaptırım olarak hapis cezası uygulanmaktadır. Her ne kadar bu durum bir ceza uygulaması içermekte ve suçu işleyene istismarın yanlış olduğu konusunda farkındalık ve adalet duygusu verme ihtimali olsa da istismar suçu işleyenlerin hapiste geçirdikleri süre zarfında rehabilitasyon ya da tedavi görmediklerine dair kanıt mevcuttur (Banks: 2010).

İstatistiğe göre Batı Avustralya’da 10 cinsel istismar suçlusundan 7’si hapis cezasını çekip toplum hayatına dönmeden önce bir rehabilitasyon programını tamamlamamıştır (Banks: 2010).  Hapisteyken cinsel istismar rehabilitasyon programını tamamlayanların oranı 145’te 40’tır. Bu istatistiğin rahatsız edici kısmıysa neden %70’in böyle bir programı tamamlamadığıdır.

Banks’ göre (2010) böyle bir programı tamamlamayanların ana nedenleri:

  • katılmayı reddetme;
  • böyle bir suçu işlediğini reddetme;
  • böyle bir programın tamamlanmasına zaman tanımayan kısa süreli cezalar; ve
  • tedaviyi engelleyen zihinsel hastalıklar.

Polis istatistiği göstermektedir ki cinsel istismarcılar genellikle sabıkalı ve aynı suçu tekrar işleyen kişilerdir ve zaman içinde yeniden suça teşebbüs etmelerini engellemek için tedavi programları ya da müdahale gerekmektedir. Bu konu toplumun diğer yetişkinler ve çocuklar için tehdit oluşturan çeşitli bozukluklara sahip bireyler konusunda ne şekilde sorumluluk aldığıyla ilgili durumlardan birine dönüşmektedir.

SONUÇLAR

Çocukluk cinsel istismarı kurbanları açısından yaşam boyu süren etkileri olan ciddi bir sosyal konudur. Toplum giderek cinsellik odaklı oldukça ve kadınları nesneleştirdikçe, aynı zamanda pornografinin gelişmesine fırsat tanıyan politikalar izlenmesine izin verdikçe toplumda daha fazla çocuğun ve yetişkinin hem istismara hem de göz yumulan pornografi kullanımına maruz kalma riski devam etmektedir. Her ikisi de etkilenen kişilere zarar veren sonuçlar doğurmaktadır.

Yetişkinlerin çocuklarının gerek aile sistemi gerekse daha büyük toplumsal çevreler içinde cinsel istismara maruz kalma ihtimaline karşı dikkatli ve ihtiyatlı olmaları gerekir. Daha büyük çocukların ve gençlerin çevrimiçi ortamların istismara zemin hazırlayabilecek ortamlar olduğundan ve çevrimiçi pronografinin bağımlılık yaratan ve negatif etkilerinden haberdar olmaları gerekir.

Çocukluk cinsel istismarı iyileştirilebilir ve mağdur gücünü, onurunu ve çocukluğunda kendisinden alınan hakları yeniden kazanabilir. Onarım süreci kaynaklar yaratmak, sınırları öğretmek, bağımlılık gibi ikincil etkilerle mücadele etmek, öfke ve ızdırap duygularına yönelik çalışmalar ve kişiyi insanlığına geri döndürecek her türlü yönüyle bütünleştirmek üzere çalışmalar yapmayı içerebilir. Bazı mağdurlar derin cinsel istismar etkileriyle baş edebilmek için psikiatrik ve medikal yardıma da ihtiyaç duyabileceğinden medikal topluluğun diğer bölümleriyle de çalşırlar.

Contact the Energetics Institute for more information about Depression, Anxiety, and other body-mind states of being that affect yourself or someone you love and interact with.
Richard Boyd is an experienced Body Mind Psychotherapist and the Director of the Energetics Institute in Perth, Western Australia.
Mob 0407577793
email: 
r.boyd@energeticsinstitute.com.au
www.energeticsinstitute.com.au

References

1.     The Brain that Changes Itself, Doidge Norman M.D., 2008, Scribe Publications, Carlton Australia.

2.     Mapping the Mind, Carter Rita, 2003, Phoenix Books, London.

3.     Beyond Co-Dependence, Mellody Pia, 2000, Harper Collins, Australia.

4.     “Man Accused of Online Sex Con”, Knowles Gabrielle, The West Australian Newspaper, pg 3, Wed Oct 20, 2010.

5.     “Most Sex Offenders Not Treated”, Banks Amanda, The West Australian Newspaper, pg 15 Mon Nov 1, 2010.

6.     “Internet Paedophile Ring Exposed”, The Australian Newspaper, Editorial comment, Sept 2004, pg 10.

7.     Trauma and the Body – A Sensorimotor Approach to Psychotherapy, Ogden Pat, Minton Kekuni, Pain Clare, 2008, W.W. Norton & Co, New York.

8.     Inrage: Healing the Hidden Rage of Child Sexual Abuse, Callaghan Linda, 2007, Tyrone HILL Publishers, New Jersey.

9.     Healing Rage – Women Making Inner Peace Possible, King Ruth, 2008, Gotham Books, New York.

10.  Changing Minds in Therapy – Emotion, Attachment, Trauma & Neurobiology, Wilkinson Margaret, 2010, W.W. Norton & Co New York.

11.  Satanic Ritual Abuse – Principles of Treatment, Ross Colin A. MD, 1995, University of Toronto Press, Toronto.

12.  Healing the Incest Wound: Adult Survivors in Therapy: 2nd edition, Courtois Christine A., 2010, Harper Collins, New York.

13.  Child Pornography – Crime, Computers and Society, O’Donnell Ian, Milner Claire, 2007 Willan Publishing, UK.

14.  Women, Sex and Pornography, Faust Beatrice, 1980, Macmillan Publishing, New York.

82 Tenth Ave. Inglewood WA 6052
P: 08 9370 2341   
Email Energetics Institute

© Copyright Energetics Institute